"Pencerenin önünde duran kadın kafasını kaldırdı. Karanlık koridorda, sırtına aldığı pencereden yayılan ışığın önünü kestiği için yüzü görünmüyordu. Topuklarımın üzerinde dönerek kararlı adımlarla o kadına doğru yürümeye başladım. Topuklu ayakkabılarımın tıkırtısı koridora yayılırken, kadın beni izliyordu.
Birkaç adım sonra ayağımdaki topuklu ayakkabılar topuklu botlara dönüştü, üzerimde siyah bir kazak, altımda siyah bir pantolon vardı ve siyah saçlarım dağınıktı. Ardından birkaç adım sonra üzerimde lise üniforması vardı, saçlarım bir kalem ile toplanmıştı. Birkaç adımdan sonra üzerimde mavi bir önlük vardı, saçlarımı kendimce örmeye çalışmıştım, saçlarım dağınıktı.
Kadının önüne geldiğimde beş yaşındaydım, kızımdan küçüktüm.
Üzerimde bir kot etek, koyu mor külotlu çorabım ve bana birkaç beden büyük olan çizgili montum vardı. Elimde tuttuğum ayıcıkla kafamı kaldırdım ve kadının gölgelerle örülmüş yüzüne baktım.
Avucunu başımın üzerine koydu, yavaşça okşadı.
"Sen benim kalbimin asılı olduğu damarsın," dedi çocuksu sesiyle, oysa bedeni büyük bir kadının bedeni gibiydi. Bu sesi daha önce duyduğuma emin bir şekilde kadının gölgelerle örtülmüş yüzüne bakmaya devam ettim. "Ne zaman ki seni unuturum, o gün bu kalbi durdururum."
"Sen kimsin?" diye sordum, sesim küçük bir çocuğun sesi gibi çıkmasına rağmen yirmi altı yaşında bir kadın gibi hissediyordum.
Elinde tuttuğu kağıtların altında bir kitap saklandığını fark ettiğimde, kağıtları kaldırmış, kitabı bana uzatmıştı. Gözlerim kalın kitaba kaydı.
Saçlarımı okşayıp, "Al," dedi.
Oyuncak ayımı bırakmadan kitabı onun elinden aldım. Kitabın kapağının üzerinde bir makas resmi vardı, makasın etrafındaki duman mıydı yoksa sis miydi bilmiyordum ama o bulut gibi duran tabaka gümüş, gri renkte görünüyordu. Kapağın sırtı
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İçini sıcak tutabilmek için kendini yakmıştı.
Sırtında palto gibi taşıdığı dünyanın içinden çırılçıplak geçiyordu. Bir yangınla yaşamaya alışan insanı cehennemle korkutamazdınız, ateşi içmiş bir insan için cehennem sadece gidilecek yeni bir şehir; yerleşilecek yeni bir ev olurdu; hepsi buydu.
Damarlarından kan değil, ateş akmaya başladığı gün insan, bir daha hiçbir kötülüğe aynı masum gözlerle bakmazdı. Kötülük kötülüktü; rengi yoktu, dini yoktu, ırkı yoktu, kökeninde bir meleğin de bir şeytanın da damarlarını taşıyordu.
Damarlarında bazen iyiliğe bile rastlanabiliyordu.
Üzerine yıkılan rafların altında hâlâ nefes alıp verebiliyordu."
"Güneşin doğurduğu karanlıksın sen,
Sönmeden geceler, ay silinmeden.
Bir bebeğin sana bağlandığı kordonu ışığımla kesmeden,
Ne olursun, çek artık gölgeni üzerimden."