Çok çalışmayı, yükselmeyi, teferruatlı yaşamayı seçtik madem, o zaman durmaksızın yakınmaya, etrafı huzursuz etmeye hakkımız var mı? Üstelik insanın ekmek yediği yeri durmadan kötülemesi nedir, Allah’ınızı severseniz?
İnsan huzuru dışarıda aradığında, onu elde edebilmek için kendini büyük ölçüde feda etmeye başlar. Oysa huzurun dışarıyla değil, tamamen kendisiyle alakalı olduğunu keşfettiğinde öyle kaygısız, cedelsiz bir ses yakalar ki içerden ve dışardan gelen saldırganlar bu kararlı ''yeter'i işittiklerinde mıhlanmış gibi çakılırlar oldukları yere.
Zannediyorum, ilkelerimiz ilahi temellere dayandırılması da bir nevi şirkten arındırılması demektir. Kişiye, yere ve şartlara göre değişen değer yargılarına zaten "ilke" denemez