Aklını başına topla ve iyice düşün. Hayat seni yerken karşısına geçip sindirilmeyi bekleme. Yapma. İtiraz et. Ama önce tüm bunların aslında ne kadar gereksiz olduğunu kendine itiraf etmen gerekiyor. Kurduğun bağlardan kurtulmalısın. En azından denemelisin. Sen onu bile yapmadın şimdiye kadar. Her koşulda onlarla olmak için yanıp tutuştun.
Sesler duyarsın, korkuların vardır, şart koşarsın, geyikler gibi tedirgin gözlerle etrafına bakarsın. Bunlar olur. Asıl mesele olmayanlarda. Omuzlarıma kadar dökülen beyazlarımla böyle barıştım ben. Öyle ya, madem ki yaşıyorum, madem ki buradayım hâlâ. Sevmeliyim.
Ayna hiç konuşur mu? Elbet konuşur. En çok da kıyıda köşede sakladıklarını söyler insana. Hiç çekinmeden, olduğu gibi vurur yüzüne ne varsa. Bildiğini saklamaz. Sırrını anlatmaz. Dikiş tutmaz. Yüzünü kızartmaz. Yükünü çoğaltmaz. Çoğu zaman bunların sırası bile değişmez. Neden değişsin hem? Şimdiye kadar değişenlerden ne fayda gördük söyler misiniz? Yaşadık, sadece yaşadık. Görmek için. İhtimaller için. Bir şeyler değişsin de uykumuz güzelleşsin diye.Olmadı. İsteyince olmaz zaten. Tesadüflere mi inanmalı? Belki de.
"Hepimiz lanetlenmişiz," dedi, "ama bazılarımız gözlerini kör eden perdeleri alaşağı edip gerçekte görecek hiçbir şey olmadığını keşfetmeyi başarıyor en azından. Bu da bir çeşit kurtuluş."