Bilesin ki insan gönlünde taşıdığı her neyse o kadardır. Neye sevdası varsa odur insan. Dilinden de o dökülür, yüzünde o görülür. Gönlündeki sevda ile tanınır, onunla bilinir ve onunla bu diyardan göçer gider. Şimdi sen düşün ki gönlündeki sevda nedir ve neye nedir evlat?
"Ben" dedi "ben kendime, kendi nefsime dahi nasihat edemezken nasıl ola da sana nasihat edeyim? Bana dediğimi sana da derim ancak. O da şu ki elinde neyin varsa insanlara yardım et, elinde neyin yoksa onun için Allah'a şükret. Gönlünde akçe sevdasıyla düşme yollara, akçe dediğin yalnızca kesende kalsın, gönlüne girerse oradan çıkmaz o. Bir kez kirlenen bir daha pak olmaz, temizlenir sadece. Kazandigini Allah yolunda harca ki Allah da senin kazancini akçeden daha kıymetlilerle versin."
“İlim karası”diyorlardı buna. İnsan ne kadar çok bilir ne çok öğrenirse o denli gözü hakikate kararıyor ve kendi bildiklerinden gayri doğru yok yoktur sanıyordu. ilim karası gözlerine bulaşıp sonra gönlüne sirayet ediyor ve işte nefsin bu hilesi onun hakikatine zarar veriyordu.
Bakmayı bilirsen Allah her yerdeydi, görmeyi bilirsen Allah her şeydi, duymayı bilirsen Allah her sesteydi. Lakin gözünün önünden perdeyi yırtıp da atmak gerekti görmek için , duymak için kulağından sesleri silmek gerekti ve bilmek için gönülden ondan gayrı ne varsa silmek gerekti.