Kitabı sizlere yorumlayacağım ama biliyorum, hep bir eksik olacak, bir şeyler yarım kalacak... Okurken hissettiğim duyguları ne yazsam da sizlere nasıl anlatabilsem diye çok düşündüm...
Lâl kitabında, tüylerinizi diken diken eden, içinizi coşturan ve ne ara dolduğunu anlamadığınız gözyaşlarınızın yanaklarınızdan süzülmesine neden olan satırlar okuyacaksınız. Bir insanın Allah aşkı ile nasıl yandığını, malını, mülkünü, mertebesini bırakıp nasıl yollara düştüğünü, nefsine karşı verdiği yüce mücadeleye şahit olacaksınız. Ve eminim ki sizler de benim gibi kitabın tadına doyamayacak, bitsin istemeyeceksiniz...
⭐️ Kitabımız Şemseddin Ahmed Sivasi'nin hayatını anlatıyor. Anlatıyor ama nasıl güzel anlatıyor bilemezsiniz. Bu hikaye üç kişinin gözünden anlatılıyor. Yani kitabımızda üç ana karakter var.
⭐️ Şemseddin Ahmed bir gece uykusunda bir rüya görür. Sabah kalktığında bu rüyaya bir anlam veremez ama hayırlı bir rüya olduğunu anlar. O gün abisinin oğlu İbrahim koşarak yanına gelir ve bir kardeşi olduğunu, babası bebeğin adını Şemseddin Ahmed'in koymasını istediği söyler. Şemseddin Ahmed bir an için durur ve rüyasında duyduğu isim gelir aklına, Recep...
⭐️ Kendisinden önce doğan kardeşleri daha bebekken hayattan göçüp gitmişler. Ailesinin tek çocuğu olduğu için anlamamışlar suskunluğunu. Belli bir yaşa gelince de gözyaşları ile kabullenmişler biricik oğullarının lâl (Dilsiz) oluşunu. Babası ona yazmayı öğretmiş ve o gün, bugündür hep yazmış. Anne, babası vefat ettikten sonra sığamamış köyüne, "Sultan Şehir" olarak bildiği Sivas'a yerleşmiş. Orada da hep yazmış, güzel bir ismi olmasına rağmen ona "Katip" diye seslenmişler. Oysa ki rahmetli annesi ne güzel de seslenirmiş ona, Talha...
⭐ Amcası Şemseddin Ahmed Sivasi'nin yıllarca yanında kalmış, gönül terbiyesini almış ve