Selamûn aleyküm
Elinizden düşürmek istemeyeceğiniz harika bir roman tavsiyesinde bulunuyorum.
Fatih Duman'ın kaleminden bir Somuncu Baba romanı ÂMÂ.
Muhteşem bir kurgu ile yazılmış. Okurken sıkılmak bir tarafa sayfaları çevirmek için sabırsızlanıyorsunuz. Bir yandan Osmanlı döneminde Somuncu Baba Namdar Şeyh Hamid-î Veli hazretlerinin huzuruna giderken diğer yandan günümüzde soluksuz bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Hakikaten olay örgüsü çok güzel işlenmiş. Hem heyecanlı bir okuyuş hem ulu bir zatı, bir Allah dostunu tanıyış var... Kitap bu haliyle bile oldukça keyifli iken bir de sonu büyük bir süprizle bitmesin mi Kitabın sonuna gelince "Abi sen ne yaptın yaa" demekten kendimi alamadım.
Ene'yi okuyanlar bilir duygusu yoğun ve etkileyicidir. Lakin burda bir de sürpriz olması bambaşka bir keyif verdi. Şiddetle tavsiye ederim dostlar...
Kitapla kalın, ve's-Selâm...
instagram.com/p/DEDFOZzorBR/?...
Can Kari,
Fatih Duman 'ın Âmâ 'sı, bir Somuncu Baba romanı olmanın ötesinde, insanın içindeki en kudretli düşmanın, yani kibrin ta kendisinin dilinden yazılmış, alışılmışın dışına düşen, ama derinliğiyle aydınlatan bir kitap...
"Biz, yolumuzu kaybettiğimizi sanırız. Lakin Âmâ Ömer der ki: " Yol kaybolmaz, insan kaybolur." İşte bu kitap, o yitip giden insana, gönlünün rotasını nasıl şaşırdığını, hakkıyla inanmaktan ve inandığını yaşamaktan nasıl uzaklaştığını, şiirsel bir acıyla anlatıyor. Sayfa 52'deki o itiraf, "tek kaybettiğim yol yürüdüğüm yol değildi, ben gönlümün yolunu da kaybetmiştim," diyor. Oysa yol, Somuncu Baba'nın Malatya Darende'deki ırmağın kenarındaki türbesi misali, hep yerinde duruyor, bilesin.
Yazar, görünmeyeni, elle tutulmayanı konuşturuyor: Kibir. O, Dile Geldi kendini, aslını ve maksadını insana unutturan bir düşman olduğunu itiraf ediyor. Düşmanına âşık olan ahmak insanın gafletini, Nefs üstadının en sinsi askeri olan Gaflet'in pususunu, ortaya koyuyor. Kitap, bu kibir'in konuşmalarıyla okuyucuya öyle farklı bir bakış açısı öğretiyor ki, kendi içimde yükselen sesi, Benden Allah'a sığınırım, senden Allah'a sığınırım! diyen garip, fakir, aciz Hamid'in imanıyla susturmayı öğreniyorum.
Ateşe su, yaraya merhem, ölüye nefes gibi... cümlesini okuduğumda içimde yanan ateşe su serpildiğini hissediyorum.
Kâh bir camide iki vakit arasında, kâh kış günü kar yağarken pencere kenarında, yudumladığın reyhan şerbeti eşliğinde okunacak bir eser bu. İçten, samimi ve akıcı bir dil, yer yer şiirsel betimlemelerle ruhu sarıyor. Ne haddimize kazanmak?Allah verir, biz verdiği kadarını alır, şükrederiz... düsturunu ilham eden bu kitap, gönül fethetme peşindeki Erenlerin ve dua pusatını kuşanan Ecdadımızın izini
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Somuncu babayı romana almış. İnsana nefsini, kibirini törpülemesini öğreten bir kitap. Okurken insan nelerle uğraşmış ama yinede yenilmemiş şeytana. Okumak keyifliydi.
ÂmâFatih Duman · Nesil Yayınevi · 20192,836 okunma
Selamünaleyküm din kardeşlerim
Ene 'Sus Ey Nefsim'’in incelemesini yapmayı çok istedim lâkin cesaret edemedim. Nedendir bilmem ama korktum, kitabı benim dilimden kendi düşüncelerimin noksanlığı ile anlatamamaktan korktum. İkinci ve yine kendimi gördüğüm, bir çok yerde kendimi, bizi, insanları gördüğüm kitap oldu. Âmâ kitabında da bunu hissettim. Kibri kendi dilinden anlatımı, akıcı ve güzel bir dille hayat biçiminden örneklendirmesi ayrıca idrak edebilmemiz için güzel bir düşünce yönüyle bakılıp yazılması da güzel.
Ne diyordu yazar;
Cânım kâri, görmek bir şeye hudut koymaktır belki.
Görmek için göz gerekmez…
Ya gönül gözü olmayanlar neylesin, gönül gözüyle göremeyenler..
Belki de istediğim şekil anlatamıyordum bu güzel hikayeyi, kibre düşmesin diye, hatta bu söylerken bile kibre mi düşüyordum ben?
İnsanoğlu nerden yakalansa oradan vurulur, kibirin işide insanları Hâk’tan uzaklaştırmaktı. Ve bunu ziyadesiyle yapıyordu. Üsdâdı Nefs ise onunla hep bir iş birliği içindeydi. Hâk’tan yanaysa şu âciz kalbimiz onu kibrin ve nefsin oyunlarıyla köreltmiyecektik. İşte biz buyduk..
Kibirlenen, o ne dese ân içerisinde dediğini yerine getiren gaflet çukurundaki günâhkar kullardık.
Somuncu Baba nede çok isterdim onun tâlebesi olabilmeyi, onunla ilim deryasında kaybolabilmeyi, onunla sırrını bir ömür saklar, onunla yanardım bu ilim meclisinde. Nede garipti şu fâni dünya oysaki saniyelikti bir rüyadan ebedi hayata geçiş.
Son bir alıntı ile dostlar;
Herkes kendine bir yol çizer bu cenk meydanında. Benim yolum da bu; uzlet, yanlızlık ve sır…
ÂmâFatih Duman · Nesil Yayınevi · 20192,836 okunma
Bir Fatih Duman romanıyla yine karşınızdayız :) Yazarın şu ana kadar sadece Roman serilerini okudum ve gerçekten kaliteli işler yapıyor. (bir tek Sır- kaldı okumadığım, onuda okuruz inşaAllah) Gerçekten kalemini seviyorum. Piyasadaki "SÖZDE" dini kitaplardan çok daha kaliteli iş çıkarıyor. Kitabın çıkış olayını çok beğendim.(imza dağıtırken ki olay) Nefsin alt dallarından biri olan Kibir üzerine güzel kurgulanmış bir somuncu baba hikayesi var. Ana hikayemizde Âmâ olan bir kardeşimiz olan Ömer'in ve ona emanet edilen bir misafirin hikayesi var. Bu ikilinin daha sonra somuncu babayla tanışması ve asıl hikayenin orada olmasını çok sevdim. Fatih duman kitap içinde kitap yazma işini baya iyi yapıyor :D Benim gözümde her hangi bir engeli olup yaşayan bir insan süper insandır. çünkü bizim rahatlıkla yaptıklarımız onlar için birer zorlu görev. Âmâ 'lığın ne kadar zor olduğunu kavrayamıyorsanız. lütfen gözünü kapatıp, mutfağa giderek su içmeye çalışın. sadece bunu yapın anlarsınız. Neyse kitaba geri dönelim. Kendisi biraz yavaş başlıyor ve geç açılıyor ama açılınca da sürekli okumak istiyorsunuz. Ben sonunu da çok beğendim. sağlam kurgulanmış. İnsana bir şeyler katarken güzel de bir hikaye vermiş bizlere Yazar.Ene'nin yeri bende ayrı ona 10 verdik peki buna 10 verilebilir miydi? verilebilir ama hikayenin geç açılması ve ayet eksikliğinden kırdım. DAha çok ayet olmalıydı. hani zaten Kuran'dan alınan kısımlar vardı onlar en azından ayet olarak verilebilirdi. Dini kitaplarda ayetler olmayınca biraz üzülüyorum. bu kitapta sadece başında vardı. Hikayenin içinde yer yer Kuran'a atıf yapılması daha hoş olurdu açıkçası. Onun dışında bir de ana karakterlerimizin başlarda biraz kibirli kişiler olmasını isterdim. Özellikle fotoğrafçı misafirin insanın öbür yanı olarak kibirli olması daha
Son sayfasına gelmek istemedim, bitmesin istiyordum. Nadiren derinden etkilendiğim kitaplar arasına girdi.. Bittiğinde sarılmak istedim kitaba, o dergahta yaşamak ve yaşlanmak istedim, somuncu babayla tanışmak ve Âmâ Ömer'in anlattıklarından bende nasibimi almak istedim. Kitapta yağan karı bile kıskandım. Orda olmak istedim işte somuncu baba dergahında.. o dergahta peyda olan o efsunlu hikayenin içinde olmak içindi gözyaşlarım. Beni bir eski zaman hikayesinin içine alan bu kitap pek müessirdi.
Beni sürekli hayrete düşüren bu kitap yine hiç beklemediğim bir sonla bitti... Bir miktar üzdü beni, böyle bitmesini istemezdim. Anlatılanlar hikaye bile olsa istemezdim işte.
Sanırım zihnimde bir kaç hafta bu hikayenin içinde yaşayacağım.
ÂmâFatih Duman · Nesil Yayınevi · 20192,836 okunma
“Görmek bir şeye hudut koymaktır belki. Ya görmeden yaşayanlar, bizim anladığımız gibi dünyayı anlamayanlar? Hem görmek için illa göz mü gerekir ki? Bence hayır. Bazıları bakmasa da görür, gözleri görmese de bilirler…”
Fatih Duman’ın, ‘gözümün nuru’ diye isimlendirdiğim ‘Âmâ’ kitabına dün, göz hastalıkları servisinde, göz ameliyatı olan anneannemin ameliyattan çıkmasını beklerken başlamıştım. Tevafuk demiştim. Aslında tevafuk hastanede olmak değildi. Tevafuk her daim yanımızda. Zira kitap evet göz görmeyişinden bahsediyordu ama asıl görmemenin kibir gibi gözle görülmeyen ve tabibi tarafından tedavi edilmediği müddetçe insanı helâke sürükleyecek manevi hastalıklar ile olduğu işlenmişti. Hastane, baş gözü sadece bir semboldü. Ve kitapta geçtiği üzere, ‘Allah bazen vermek için alır’ idi.
Fatih Duman’ın kaleminden, Ene’yi anımsatan muhteşem bir eser okudum. Ene’de sırf nefis anlatılırken; Âmâ’da nefsin kuvvetlerinden kibir anlatılıyordu. Bu kitapların özelliği şu benim muhayyilemde:
Kişiye kendini okutuyor... Kişi, Fatih Duman’ın kitabını değil; kendi içini okuyordu. Zaâflarını, hastalıklarını okuyordu. 221 sayfalık bir kitapta öğreniyordu ki; asıl düşman kendisidir, nefsidir. Somuncu Baba idi anlatılan ama ben okurken Tahir idi. Mücadelemiz Somuncu Baba’nın mücadelesinden fersah fersah uzaktı ama olsundu; cılız da olsa Tahir de mücadele hâlindeydi gözle görülmeyen ama boyunu aşan nefsiyle... Hani bir menkıbe anlatılıyordu kitapta: Hacı Bayram-ı Veli, müridi Şemseddin’e “gönlümüze girdin” demişti. Biz de içimizden dualar ettik, gözyaşları ile. “Biz de Şeyhimizin gönlüne girenlerden oluruz inşâallah” diye not düştük menkıbenin altına.
Hülâsa ne güzel kitaptı Âmâ ve Pîr, Ene, Sır’ın yanında ‘okundu, tekrar okunmalı’ olarak yerini almıştı. Tavsiyemizdir. Okunsun, tekrar
Kitap “kibir” ana karakterimiz âmâ Ömer ve âma Ömer’in Tanrı misafirinin dilinden anlatılıyor.
O nedenle bunu anlayana kadar küçük bir az “önce bu cümleyi okumuştum oluyorsunuz” ama aydınlandıktan sonra kitap akıp gidiyor… (Ki zaten anlamanız da çok uzun sürmüyor :)
.
Aslında ana konu her insanın kulağına bir şekilde fısıldayan “kibir” kimimiz ona yenik düşüyor, haşa dünyayı ben yarattım dercesine böbürleniyoruz, kimimiz onunla savaşıyor ve mütevazi kişiliğimizle bu hayatta yer almaya devam ediyoruz..
.
Ömer küçük yaştayken babasıyla “kibrin” anlatılacağı sohbeti dinlemeye giderken kaza geçirip gözlerini kaybeder
Hayatı o günden sonra eskisi gibi olmaz ve belki de içine düştüğü anlam arayışı onu Tanrı misafiri ile tanıştırıp, Somuncu Baba hikayesine kadar götürür…
Peki ama ya gerçekler aslında bambaşkaysa ?
ÂmâFatih Duman · Nesil Yayınevi · 20192,836 okunma
" Fatih Duman Kaleminden harika bir kitap daha...
Güzel bir denk geliş sonrasında tanışmıştım yazarın eserleriyle. :)
Hem manevi hem de tevazu bakımından oldukça güçlü bir kaleme sahip. Okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi, bu kitabında da günümüz ve tarihi olay örgüsünü kusursuz bir şekilde kaleme almış. Okurken adeta bu zamandan alıp başka bir zamana götüren bir kurgu oluşturmuş. Sıkılmadan her bir sayfasını merakla çevireceğiniz harika bir hikaye sizi bekliyor."
Keyifli okumalar.
ÂmâFatih Duman · Nesil Yayınevi · 20192,836 okunma
Fatih Duman kitaplarını atlamam. Mutlaka okurum. Yazar, gerçek karakterlerin yanına, başka bir karakter yaratmada çok iyi. Duygu analizleri harika. Hikayelerinin içine kendine has 'kendi' karakterini ortaya koymada da çok başarılı. Kendi etkileşimini de eserlerinde görebiliyoruz. Heyecanla okumamı sürdürüyorum.
1987 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesinde doğdu. Çatalca İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra 2006 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. Bir dönem Ürdün Devlet Üniversitesi'nde de öğrencilik yapan Fatih Duman Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dördüncü sınıfında öğrenimine devam etmektedir.
Buruciye Edebiyat, Dikili Ekin ve Ferda gibi dergilerde yazı ve şiirleri yayınlanan Fatih Duman pek çok kurumun düzenlediği şiir ve makale yarışmalarına katılmış ve ödüler almıştır. 2007 yılından beri de Ferda Edebiyat ve Kültür Dergisinin editörlüğünü yapmaktadır.