• Etkiye ihtiyacım yok ki tepki vereyim..
    Küçük İskender
    Sayfa 59 - Sel Yayıncılık
  • Etkiye ihtiyacım yok ki tepki vereyim.
  • 272 syf.
    ·Puan vermedi
    Oscar Wilde’in ilk ve tek romanı olan Dorian Gray’in Portresi 1891'de kitap olarak yayımlandı. Yayımlandığı dönemde büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuş. Oscar Wilde ahlaksızlıkla suçlanmış,kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarıldığı gerekçesiyle kitap birkaç kere sansüre uğramıştır.
    Ebedi gençlik ve güzellik dileği kabul olan ve insanı insan yapan değerlerden giderek uzaklaşan Dorian Gray’e göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecanı ise kötülükte bulmuştur.Ardından yaşadığı ve yaptığı her şeyi hazza ulaşmak için yapmış ve kötülükler silsilesi de kaçınılmaz olmuştur.

    Dorian’ı kelimeriyle etkisi alan Henry kelimelerle çok güzel oynayan, yalnızca Dorian’ı değil çevresindeki insanları da konuştukça etkisi altında bırakan tam bir paradokslar adamı.Ancak çokça söylediklerini düşünürken buldum kendimi.


    Dış görünüşün, güzelliğin insanlar üzerinde bıraktığı etkiye kitapta fazlasıyla yer verilmiş ve çirkin insanlar sadece kötü olabilir algısına sahip bir toplum gözler önüne serilmiş.Ancak bu algının hala sürüyor olduğu da koca bir gerçek.
    Önyargılarınızı ve kalıplaşmış fikirlerinizi bir kenara koyup okumanızı tavsiye ederim.
    Muhakkak okunması gereken bir klasik.
    Keyifli okumalar.
  • 200 syf.
    Felsefenin dille ilişkisi, neredeyse 19.yy sonuna kadar yeterince tartışılmadan kalmıştır. Çoğunlukla epistemolojinin içinde ele alınan dil, genelde şeyleri
    bilmemizin bir aracı olarak değerlendirilmiştir. "Peki dil 19.yy öncesi hiç mi felsefî bağlamda merâk edilip, tartışılmaya açılmamıştır?" sorusunu içinizden sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette ki başta Sokrates, Platon ve Aristoteles olmak üzere birçok filozof tarafından tartışılmaya açılmıştır.

    (Örneğin Platon yaklaşık yirmi beş asır önce dille ilgili olan Kratylos diyaloğunda, adların doğruluğu sorunu üzerinden dili konu edinmiş, bu diyalogda dilin
    yetersizliğini öne sürerek, vârolanı bizzat bu vârolanlardan hareketle öğrenmek ve araştırmak gerektiğini belirtmiştir. Aristoteles ise Yorum Üzerine adlı metninde dille bağlantılı konuları kendine sorun
    edinmiş, konuşulan/dillendirilen sesler ruhtaki etkilenmelerin simgeleri ve
    yazılan işaretlerde konuşulan/dillendirilen seslerin simgeleri olduğunu dile getirmiştir. Aristoteles'e göre yazılı işaretlerin herkes için aynı olmaması gibi, konuşulan/dillendirilen sesler de herkes için aynı değildir.
    Austin Lancester’da doğmuş ve Oxford’da Balliol Kolejinde akademik eğitimini almıştır. 1952 yılından ölümüne kadar Oxford Üniversitesi’nde ahlak derslerine profesör olarak katılmıştır. Oxford’da bulunan en hatırı sayılır ahlak profesörlerinden biridir.

    Austin esasında ‘ahlak’tan daha çok ‘dil felsefesi’yle ilgilenmiştir. Özellikle 1955 yılında “How to Do Things with Words” adlı eseri ve ölümünden sonra yayınlanan ders notları sayesinde Austin, “söz eylem kuramı”nın kurucusu olarak kabul görmüştür.

    Austin “How to Do Things with Words” eserinde verifikasyonist düşüncenin temsilci ve de başka filozoflara şunu göstermiştir: Dilsel anlam ve hakikatin koşullarıyla yetinmek gibi bir düşünce, hatadır. Bir ifadenin, aynı zamanda bir eylemle sergilendiğinin gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtmiştir. İleri sürdüğü ilk teorisinde ‘Performativ’ (uygulayıcı) ve ‘Konstativ’ (oluşturucu) kavramları arasında fark olduğunu belirtmiştir.

    Performativ ifadeler, başarı veya başarısızlık olarak adlandırılabilirken, konstantiv ifadelerin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Daha sonraları Austin bu teorisini reddederek, her ifadenin aynı zamanda 3 boyutu olduğunu ileri sürmüştür

    Dilbilim açısından söz aktarımı ~doğrudan, dolaylı ve serbest dolaylı~ olmak üzere üç temel biçimde ele alınırken J.L.Austin tarafından geliştiren söz edimleri kuramına göre, söylemek/ düzsöz, söylemek aynı zamanda bir iş yapmak anlamına geldiği için / edimsöz ve söylenen sözün etkisiyle/ etkisöz olmak üzere üç temel biçimdedir.

    Merhabalar sevgili kitap dostlarım. Birkaç gün önce sizlere dil ve felsefesinden kısaca bahsetmiştim. Bugün ise, Oxford Üniversitesi'nde ahlâk derslerine profesör olarak katılmış, fakat ahlâk'tan çok dil felsefesi'yle ilgilenmiş bir dilbilimci filozoftan ve kuramında bahsetmek istiyorum. Öncelikle Austin'in yayınlarından çok, yaptığı dersler ve tartışmalar ile tanınan bir filozof olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. Keza sizlerle tanıştırmak istediğim ~Söylemek ve Yapmak~ metni de Austin'in derslerinde öğrencileri/misafir öğrencileri tarafından tutulmuş notlardan derlenen, yani derslerinin transkripsiyonu olan önemli bir metindir. Bu metni özel kılan bir diğer neden de önemli bir kuramın müjdecisi oluşu. "Peki bu kuram nedir, neden önemlidir?" dediğinizi duyar gibiyim. Dolayısıyla sizleri hiç bekletmeden kuramdan kabaca bahsetmek istiyorum. Söz konusu kuram, "Söz Edimleri Kuramı" adıyla anılır.
    Söz edimleri kuramı, bir şey söylemenin bir şey yapmak olduğu tezinden hareket eder. Söz edimi kavramında edim eyleme, söz ise dile gönderme yapmakta olup genel bir tanımla söz edimi, gerçekleştirilmesi için dile gereksinim duyulan eylemleri gerçekleştirmeye yarayan, bir şey söylemenin belli koşullar sağlandığında bir şey yapmayı içermesi olarak ifade edilebilir. Bu noktada da anlatılmak istenen gündelik konuşmalarımızda, kendisiyle bir bildirimde bulunmadığımız; ancak bir edimde bulunduğumuz, söz verdiğimiz, ricâda bulunduğumuz vb., birçok cümlenin hiç de anlamsız olmadığının gösterilmesidir. Böylece, anlam yalnızca basit bir doğruluk-yanlışlık karşıtlığına indirgenmemiş olmaktadır. Zirâ Austin, dil içinde doğru ya da yanlış olarak niteleyemeyeceğimiz türden
    tümceler olduğunu söyler ve bu tür tümcelere "Edimseller" der. Ona göre bu
    tür tümcelerin doğruluğu ya da yanlışlığından söz edilemez: Bu tür edimsellerin ancak
    "yerindeliği"nden ya da "yerinde olmadığı"ndan söz edebiliriz. Ezcümle, Austin
    açısından bir şey anlatmak amacıyla bir tümce sözceleyen herkes, söylerken ya da
    söyleyerek bir şey yapar.
    Austin, ~Söz Edimleri kuramı~nı "söylemek, aynı zamanda bir iş yapmaktır" temel savından hareketle üç temel biçime ayırır.

    1.Düz-söz

    2.Edim-söz

    3.Etki-söz

    (Düzsöz, edimsöz ve etkisöz'ü bir örnekle açıklamak istiyorum. Gözlerinizi kapatın ve
    bir arkadaşınızla ormanda gezinirken veya dağda kamp kurmuşken, âniden bir ayıyla göz göze geldiğinizi düşünün; arkadaşınızın yüzünün size dönük, sırtının ayıya dönük olduğunu düşünün. Sizin, arkadaşınıza âni refleksinizle "Arkanda bir ayı var!" demeniz, düz-söz bağlamında incelenirse ortada sadece seslerin bir araya gelmesiyle oluşan sözcüklerden ve sözcüklerin de bir araya gelmesiyle oluşan bir tümceden bahsetmiş oluruz. Edim-söz bağlamında, bu sözceyi söylemenizde bir amaç vardır. (Yani bir sözceyi belli bir amaç doğrultusunda söylemiş olursunuz: Korkutmak, uyarmak, tehdit etmek, cesaretlendirmek vs. gibi.) Burada sözce "uyarma işlevi" yapılmıştır. Etki-söz bağlamında ise, bu sözcenin dinleyen üzerindeki etkisi vardır. "Arkanda bir ayı var!" sözcesini duyan arkadaşınız kaçmaya başlamışsa, bu noktada dili kullanarak bir etki yaratmış olursunuz. Yani arkadaşınızın kaçması, uyarınızın onda bıraktığı etkiye tepki vermesidir. Umarım anlaşılır aktarabilmişimdir. Derleme metni, dile/felsefeye ve dil felsefesine ilgi duyan kitap dostlarıma tavsiye ederim.

    #dipçem Austin’in dil felsefesine asıl katkısı, saptayıcı önerme ile edimsel önermeyi karşılaştırarak, başkalarına iletilmek istenen herhangi bir önermenin ilkin / her şeyden önce bir söz edimi olduğunu ve önermenin de ileri sürüldüğü ve bütün konuşmacıların katılmış bulunduğu bütünsel bir durumda ortaya çıktığını göstermiş olmasıdır. Gerçekleştirici söz ediminin tanımını da ilk kez Austin yapmıştır.

    #dipçem Dil felsefesi, bilinç ve gerçeklik arasındaki bağlamları ele alan bir felsefe dalıdır. Bu noktadan iki araştırma alanı ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki dil ve gerçeklik arasındaki ilişki, ikincisi de dil ve bilinç arasındaki ilişkidir. Bundan dolayı dil felsefesi bilgi kuramsal felsefenin (epistemoloji) birbirine komşu alanlarının ve akıl odaklı felsefenin yakın bağlamında yer almaktadır.

    #dipçem Konuya detaylı hâkim olmak isteyen arkadaşlarımın, Antik Yunandan günümüze dil üzerine düşünen bazı filozofların ( Örneğin Sokrates, Platon, Aristoteles, Pythagoras, Locke, Frege, Wittgenstein (1. ve 2. Dönemi) , Russell, Canap, Searle, Kripke, Chomsky ...)
    görüşlerini incelemelerini öneririm. İncelemeniz sonrası görüşlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum Kitap, sağlık ve sevgimle ...