Hayat akmaya devam ettikçe hep bir şey eksiliyor sanki; hevesim, zamanım, motivasyonum, hayata karışma mücadelem, insanları okuma azmim, birilerine iyi gelme ve iyiye inanma nedeni olmak... Suçlayacak birini yahut bir nedeni bulmaya çalışıyorum, müsebbibi kim? Kendimden kaçmaya çalıştığımda cevapları duymak istemiyorum. Hem hayatın hakkını vermek istiyorum hem var olmanın yüklü vazifesi altında eziliyorum hem de gücümün tükendiğini hissediyorum. Her şey böyle tekerrür ediyor günlerdir, değişimin kendisinden, bilinmeyen denklemlerden, personalardan, inattan, umuttan uzak kalsak keşke, keşke bir şeyleri özünü bozmadan olduğu haliyle yaşayabilsek, söyleyebilsek, her şey bu kadar zor olmasa... Mutluluk, nefret, kızgınlık, hayal kırıklığı her ne hissediliyorsa en yalın haliyle, en çıplak kelimelerle ve ifadeyle... İçimizdeki boşluklara başka bağlaçlar eklemeden, boşluğumuzun herhangi bir eke ihtiyaç duymadığını haykırarak... Dolmayan şey, belki de geçmişe duyulan özlem, bir daha yaşanmayacak olması, mümkünü olmayan gücenik bir macera... Her şeyin sonunda koca bir hiç bekliyor bizi, evet hiçlik! Varlığın sonunda bir hiç olacağı gerçeği hem manidar hem de bütün hedonistleri yerle bir edecek kadar keskin bir gerçek, ölüm... Hakkında anlamlı bir hikâye bıraka(maya)nların gidişi gibi... Hayatımdan geçen ya da hayatımda kalan insanların kederini bu kadar derin hissetmeden durabilmenin formülünü bulmak isterdim, eş duyum yorgunuyum, tüm hüccetim ve aczimle devam edeceğim bende biriken durgun suların sayhasında var oluşun anlamını fark ettirmeye.