Şöyle ki, oğlanlar ile kızlar duygu ifadesi konusunda karakteristik bir farklılığa sahiptir. Biyolojinin bundaki payı ne olursa olsun, söz konusu farklılık, kızları duygusal gelişime teşvik eden ama oğlanları bundan caydıran kültürel ortam nedeniyle katlanarak büyür.
Oğlanlar bir yandan bağlantı kurma ihtiyacı hissederken bir yandan da uzaklaşma gereksinimi duyar, bu da duygusal bir uçurum yaratır. Bağ kurma ihtiyacı ile bağımsızlık arzusu arasındaki bu mücadele çocuk büyüdükçe farklı şekillerde ifade bulur.
Tarih insanlık içindi. Biz kulların hareket sahanlığı yalnızca birer ömürlük sefil dilimlerden ibaretti. Tarihin içindeki kayıp zerreydik, tozduk, kırıntıydık. Acımasız bir sürüklenişte debelenip duruyorduk. Hakikat buydu. Zaman denilen kabristandaki kaçınılmaz yolculuğumuzu durdurabilmenin tek yolu kendimizi kömürlükteki bir boruya asmak olabilirdi ancak. İnsan neyi değiştirebilirdi ki bu zavallı sürüklenişte? Değer miydi hem?
"Hayır gerekmiyor. Zaman toprak gibidir, yaşananların üzerini örter, örter en sonunda da yaşanan her şey o derinliğin altında gömülüp gider. Tarih boyunca nasıl büyük acılar çekildi, düşünsene. Hepsi için bir damla yaş akıtacak olsan ömrün ağlamakla geçer. Oysa bak, mutluluklardan, aşklardan, cilveleşmelerden, cümbüşlerden, kahkahalardan, sevişmelerden hiçbir şey kalmadı bize. Hiçbir tarihçi saadet hikâyesi anlatmaz. Biz neden yalnızca kederlere sahip çıkacakmışız ki?"