“Diktatör’ün gözlerinden bir gölge geçti, o yorgun bakışların arkasında hınzır bir alay var gibiydi. ‘Ben Tanrı’dan korkmuyorum delikanlı,’ dedi fısıltıyla. ‘O benden korkuyor. Benim varlığım onun varlığını sorguluyor. Benim zalimliğim onun zalimliğini ortaya çıkarıyor. Benim varlığım evrenin adaletsizliğini, onun sessizliğinin ifşa ediyor. Ben onun kusurlu bir yansımasıyım; bu yüzden benden nefret ediyor, bu yüzden beni cezalandırıyor.’”
"İnsan doğası gereği çıplak doğup çıplak ölüyordu ama üzerine giydiği giysiler, ruhunu ve kişiliğini, önceden belirlenmiş bu şekillere kurban ediyordu."
"Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde, ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı, yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü, dilerim başka yerdedir. Ama burada değilse, ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekler kimin için, onlar için mi, yoksa sadece bizim gözümüz için mi?"
"Ağrı, sızı, sancı hep insan suyu içinde ve ona korku vermiyordu. Bütün sorun aşağılanmaktı. Üstelik değersiz bulduğu, nefret ettiği, işkenceci olma onursuzluğunu kişiliğine sindirebilen insanlar tarafından aşağılanmak korkunç bir şeydi."