FURKAN BAYRAK

FURKAN BAYRAK
@f1124
TFL
lise
bitliss
15 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
"Bazen hissetmemek bozulmak değilmiş, duyguları korumakmış aslında. Duyguların korkunç bir şekilde dışarıya tezahür etmesinden ziyade boşa gitmesinden korkuyoruz. Bu yüzden hissetmemek; başka bir zaman daha iyi bir şekilde hissetmek, yaşamak ve duygusal uyuşma direnci içindir."
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
. "Modern insan sessizdir; fakat bu sessizlik huzurdan gelmez, aksine postmodernizmin bizlere attığı kazığın huzursuzluğundan doğar.” Özne ile fikir arasında bir boşluk bulunmalıdır. Ki esasında Tanrı fikrinin kökeni bile bu boşluktan doğmuştur. Ancak insanlardan hem uygarlığa ayak uydurmaları hem de aynı uygarlığın bir bedeli olarak doğan nevrozları ve nevrotik kişileri eleştirmemeleri isteniyor. Yani boşluğu kapatmamız isteniyor ve artık biz düşüncelere sahip olmuyoruz, düşünceler bize sahip oluyor. Postmodernizmin özneyi ve toplumu içine soktuğu bu döngü o kadar karmaşık ki artık siyah ve beyaz arasında seçim yapmak yerine sessiz kalmayı seçiyoruz. Foucault’nun da dediği gibi; bu sessizlik gerçekten huzurdan gelmiyor.
. Erich Fromm’un uyarısı basitti ama sarsıcıydı: ”Sevmek bir sanattır ve her sanat gibi bilgi, emek ve disiplin ister bu yüzden sevmeyi hissetmek ile sınırlandırmamak gerekir.” Fromm günümüz insanın asıl problemini yıllar önce görmüştü. Bu problemin kaynağı bastırılmış korkularımızdır. Biz bağlanmaktan, sevmekten, hissetmekten ve kırılmaktan korkuyoruz. Bu korku bizi güvenli ama soğuk bir dünyaya hapsetti. Çünkü Tanrı’nın ölümünün bir yan etkisi, modernleşmenin bir bedeli, duygusal uyuşmanın bir cezası olmak zorundaydı: “Kendimizi kaybetmek.” Belkide artık kendimiz bir amor fati olarak kabul etmemeli gerçeklerle yüzleşerek özümüze dönmeliyiz.
. Modern insan, her şeyle bağ kurabilir hâle geldi ama herhangi bir kimse ile bağ kuramaz oldu. Teknoloji mesafeleri ortadan kaldırdı ama insanlar arasındaki uzaklık hiç bu kadar derin olmamıştı. Artık dokunmadan temas ediyor, konuşmadan anlaşıyor, sevmeden sahipleniyoruz. Duygular hâlâ var ama derinliği yok. Sevgi hâlâ söyleniyor ama anlamı kalmadı. İnsanın sevme kapasitesi kendini tanıma kapasitesi ile sınırlıdır ve günümüz insanı kendisine yabancılaşmıştır çünkü kendini başkalarının aynasıda tanımaya çalışırken kaybetmiştir. Kendimizi tanıyamadığımız için sevginin ne olduğunu unuttuk. Sevgi ;“hak edenin” sahip olabileceği ödül gibi pazarlanıyor, bir “tüketim nesnesi” olarak görülüyor oysa sevmek bir karşılık beklemek değil varlığı olduğu hâli ile kabul etmektir.
. Eric Fromm’un uyarısı basitti ama sarsıcıydı: ”Sevmek bir sanattır ve her sanat gibi bilgi, emek ve disiplin ister bu yüzden sevmeyi hissetmek ile sınırlandırmamak gerekir.” Fromm günümüz insanın asıl problemini yıllar önce görmüştü. Bu problemin kaynağı bastırılmış korkularımızdır. Biz bağlanmaktan, sevmekten, hissetmekten ve kırılmaktan korkuyoruz. Bu korku bizi güvenli ama soğuk bir dünyaya hapsetti. Çünkü Tanrı’nın ölümünün bir yan etkisi, modernleşmenin bir bedeli, duygusal uyuşmanın bir cezası olmak zorundaydı: ”kendimizi kaybetmek.” Belkide artık kendimiz bir amor fati olarak kabul etmemeli gerçeklerle yüzleşerek özümüze dönmeliyiz.