Modern insan, her şeyle bağ kurabilir hâle geldi ama herhangi bir kimse ile bağ kuramaz oldu. Teknoloji mesafeleri ortadan kaldırdı ama insanlar arasındaki uzaklık hiç bu kadar derin olmamıştı. Artık dokunmadan temas ediyor, konuşmadan anlaşıyor, sevmeden sahipleniyoruz. Duygular hâlâ var ama derinliği yok. Sevgi hâlâ söyleniyor ama anlamı kalmadı.
İnsanın sevme kapasitesi kendini tanıma kapasitesi ile sınırlıdır ve günümüz insanı kendisine yabancılaşmıştır çünkü kendini başkalarının aynasıda tanımaya çalışırken kaybetmiştir. Kendimizi tanıyamadığımız için sevginin ne olduğunu unuttuk. Sevgi ;“hak edenin” sahip olabileceği ödül gibi pazarlanıyor, bir “tüketim nesnesi” olarak görülüyor oysa sevmek bir karşılık beklemek değil varlığı olduğu hâli ile kabul etmektir.
Eric Fromm’un uyarısı basitti ama sarsıcıydı: ”Sevmek bir sanattır ve her sanat gibi bilgi, emek ve disiplin ister bu yüzden sevmeyi hissetmek ile sınırlandırmamak gerekir.” Fromm günümüz insanın asıl problemini yıllar önce görmüştü. Bu problemin kaynağı bastırılmış korkularımızdır. Biz bağlanmaktan, sevmekten, hissetmekten ve kırılmaktan korkuyoruz. Bu korku bizi güvenli ama soğuk bir dünyaya hapsetti. Çünkü Tanrı’nın ölümünün bir yan etkisi, modernleşmenin bir bedeli, duygusal uyuşmanın bir cezası olmak zorundaydı:
“Kendimizi kaybetmek.”
Belkide artık kendimiz bir amor fati olarak kabul etmemeli gerçeklerle yüzleşerek özümüze dönmeliyiz.