"Babasının sesi yankılanıyor kulaklarında: 'İnsanın hayalhanesi, oğlum,' demişti bir keresinde, 'onun en saf umutlarını da en karanlık korkularını da bir araya getiren tuhaf bir diyar.' O zamanlar anlamamıştı ama şimdi, bu dört duvar arasında, 'hayalhane'sinin onu zincire vurduğunu fark ediyor. Dışarıda özgürce esen rüzgârı değil, içinde büyüyen o tarifsiz korkuları hissetmekte."
Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adaletsizlik, doğanın kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulamıştı sanki, acı bir oyun gibi, her sahnesi işkence, her perdesi kan . Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar, doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar; sonra emzirme, besleme, her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadında ahlaksızlık sayılması; tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı...