Austen’ın hayatı boyunca yayınlanan altı romanındaki kadın kahramanlarından hiçbiri, yazarıyla kolaylıkla özdeşleştirilemez. Austen’da, Elizabeth’in sivri dilliğini bulabiliriz ama Elizabeth gibi topluluk içinde cüretkar davranmaz. Elinour’un sağduyusuna sahiptir ama onun gibi aklı felç edecek kadar tedbirli değildir; Catherine gibi edebiyat aşığıdır ama onun gotik zevkini paylaşmaz; Fany gibi hürmetlidir ama onun gibi kılı kırk yarmaz; Emma gibi çöpçatanlık ama onun gibi kendini beğenmişlik taslamaz; Anne gibi yalnızdır ama onun gibi romantik değildir. Kısacası, Jane Austen kendisini Gurur ve Önyargı ya da İkna romanlarının içine yerleştirmiş değildir; zaten benlik raftan alınıp da bir ifade veya bir paragraf gibi yerleştirilecek bir şey değildir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Jane Austen, çiftlik bahçesine kusursuzluğun verdiği rahatlama duygusuyla bakıyordu. Leonard Woolf’un donmuş elma ağaçları, ona bu duygunun tam tersini yaşatıyordu, tekinsiz bir vahşet duygusu. Küf ve sidik kokan yatak odasına sıkışıp kalmış Marcel Proust için üç bonsai ağacı kayıp zamanın arayışını temsil ediyordu.