Açıkçası beklediğimden çok daha keyifli çıktı. Kitap öyle ağır bir araştırma veya sıkıcı bir tarih kitabı değil; sanki eski bir dostla masaya oturmuşsunuz da o anlatıyor, siz dinliyormuşsunuz gibi acayip akıcı bir havası var.
Yazarın o hafif iğneleyici, esprili tarzını sevdim. Bir yandan bugünün o havalı, Michelin yıldızlı modern restoranlarından bahsediyor, diğer yandan çat diye bizi eski İstanbul’un o naif sokaklarına, tramvay muhabbetlerine götürüyor. İstanbul’un ne kadar değiştiğini, o eski sofraların, eski şarkıların yerini nelerin aldığını anlatırken insanı öyle gereksiz bir nostaljiyle de boğmuyor. Aksine, o tatlı hüzne bile güzel bir zarafet katmış.
Kitaptaki kadın ve müzik vurgusu da cuk oturmuş. Hayatın tüm koşturmacası ve değişimi içinde, o udun tellerinden çıkan sesler gibi kültürün asıl esintisini taşıyanların kadınlar olduğunu çok güzel hissettiriyor.