Üşüyorsun; çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor. Hastasın; çünkü duyguların en güzeli, insanoğluna bağışlanan en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. Aptalsın; çünkü onca acı çekerken gene de mutluluğu yanına çağırmaktan kaçınıyorsun; onun seni beklediği yere doğru bir adım atmaya bile yanaşmıyorsun."
Öteki erkeklerin gülümsediğini, kahkahalarla güldüğünü görüyordum. Bir hiçti bu benim gözümde! Bir mumun ışığında bile onların gülüşünden daha çok ruh bulunabilirdi. çıngırak sesi onların kahkahalarından daha anlamlıydı. Ama efendimin güldüğünü bir görmeyeyim: Yüzünün o sert çizgileri yumuşak, gözleri hem parlak, hem derin, bakışları hem keskin, hem tatlı olup çıkıyordu.
Bir salon adamının nazikliğiyle karşılansam elim ayağım dolaşırdı sanırım; çünkü ben kendim, ince hareketlerle, çıtkırıldım sözlerle karşılık vermeyi beceremezdim. Oysa böyle sert bir tutum beni hiçbir yük altında bırakmıyordu; tersine, bu tuhaf tutumlar karşısında sakin, terbiyeli olmak bir çeşit üstünlük sağlıyordu bana.
Ufak bir olay geçmiş, sonra da kapanıp sona ermişti. Ne önemli, ne romantik, ne de ilginç bir olaydı bu. Gene de, tekdüze geçen hayatımin tek bir saatine değişiklik getirmişti.