Kapının önündeyken ulaşılmaz olan şeyler, kapıya biraz yaklaşıp içine girdikten sonra vazgeçilmez olur, bağımlılık yapar, bir zaman sonra bakarsın ulaşamadığın o şeyden ancak alışkan olduğun için vazgeçemezsin; oysaki vazgeçmek özgürlüktür.
Bazen şehirlerden... Bazen insanlardan... Bazen de yürüdüğün yoldan...
Vazgeçmek; hem özgürlügün kapısıydı hem de mutluluğun sırrı...
Sadece İstanbul gibi büyük şehirlerde degil memleketin genelinde üretim azaldıkça hizmet sektörü daha da büyümüş
, sosyal tabakalaşma keskinleşmişti. Keskinleşen bu ayrımlar sonrasıysa toplum yere düşen bir karpuz gibi birçok parçaya bölünmüştü. Bu bölünmeden muazzam bir motif degil, korkunç bir fitne ortaya çıkmıştı.
Yoksul ya da mutsuz ailelerde dünyaya gelmiş çocukların, ergenlik döneminde sarsıntı geçirmiş gençlerin gizli bir dünyaya aralanan kapısıydı; kitaplar...
Yol üstünde asfaltı tırtıklayan tavukların yanindan geçerken son derece dikkatliydi. Neme lazım, on liralik tavuğu ezersin, kuzu parası alırlar senden... Köylü milleti...' diye düşündü. Ve kendi kendine güldü...