"Ormandaki ağaçlar mı dediniz? Demek, sizce budala bir insanla akıllı bir insan, iyi yürekli bir insanla kötü bir insan arasında hiçbir ayrım yok, öyle mi?"
" Hayır, ayrım var; hasta ile sağlıklı bir insan arasındaki ayrım gibi. Veremli insanın akciğerleri bizim akciğerlerimizden ayrı bir durumdadır ama yapıları bizi akciğerlerimiz gibidir. Vücudun hastalıkları neden ileri gelir? Bunları aşağı yukarı biliyoruz. Manevi hastalıklar ise kötü bir eğitimden, insanların zihnine küçükten beri sokulan türlü saçmalıktan ileri gelir; yani bu erdem eksikliği, bir tek deyişle, toplumun kötü bir durumda olmasından ileri gelir. Topluma düzeltin, bu manevi hastalıklar da ortadan kalkar.
"Peki, ne yapıyorsunuz ya?"
"Bizim yaptığımız şu: Eskiden de daha kısa bir süre önce de memurlarımızın rüşvet aldıklarını, memlekette ne yol ne ticaret ne de hak gözeten mahkemeler bulunmadığını söylüyorduk."
" Ha, evet ,evet! Siz gerçekçisiniz, buna öyle bir ad veriliyor galiba. Meydana çıkardığınız gerçeklerden birçoğunu ben de kabul ediyorum ama..."
"Sonra şunu anladık ki dertlerimizi ele alarak yalnızca konuşmak ,durmadan gevezelik etmek bizi yalnız adiliğe, doktrinciliğe sürükleyecek, başka hiçbir işe yaramayacak. Gördük ki bizim o akıl hocalarımız, önde giden kişilerimiz, hatta gerçekçilerimiz hiçbir işe yaramıyorlar.Saçma sapan şeylerden, sanattan ,parlamentoculuktan, hukuktan, daha bilmem ne karın ağrısından söz edip duruyoruz. Oysa asıl konu günlük ekmeğimiz, bizi boğarcasına üzerimize çullanmış boş insanlarımızdır. Tek namuslu insandan yoksun olduğumuz için hisse senediyle çalışan bütün şirketlerimizin arka arkaya iflas etmesidir, hükümetin sağlamaya çalıştığı özgürlük bile, köylümüz meyhaneye gidip kafayı tütsüleyebilmek için kendi malını bile çalmaya hazır olduğundan belki de lehimize olmayacak.
" Şununla bunu söylemek istiyorum ki insan, kendi değerini bilmez, kendisine karşı saygı göstermezse ki bu duygular bir asilzadede gelişmiştir. Hiçbir toplum kurumu sağlam bir temele oturtulamaz.