“Ne tuhaf bir makine şu insan! İçine ekmek, şarap, balık ve turp atıyorsunuz, dışarı iç çekmeler, kahkahalar ve düşler çıkıyor” diye yazar Kazancakis. Ne düşündüğümüz ve ne hissettiğimiz, vücut kimyamızın da görüşünü alarak, ne yapacağımızı ya da yapamayacağımızı belirler. Sonuçta ya hareket ya da atalet hali oluşur. Her ikisini de içimizdeki aynı sistem üretir. Başımıza gelen olayların türü değil, onları yorumlayış şeklimiz bizi harekete geçirir ya da atalete düşürür.
Bir iş seçin. Önce o işi en iyi ‘bilen’ olun. Sonra en iyi ‘yapabilen’ olun. En sonunda da en iyi ‘yapan olarak bilinen’ olun. Bu başarı çevrimini önce mahallenizde gerçekleştirin. Sonuç aldıkça ölçek büyütün. Şehrin en iyisi olmayı deneyin. Sonra ölçek büyütün, ülkenin en iyisi olmaya çalışın. Bunu da başardıysanız, dünyaya açılıp küresel ölçekte en iyi olmaya çalışın. Hepsi bu kadar! Şimdi dağılabilirsiniz!
“Hepimiz çukurdayız ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” der Oscar Wilde. Hayatta gelebileceğiniz en iyi yerin neresi olduğunu düşünüyorsanız, orası sizin kendinize layık gördüğünüz hayatın üst sınırını çizer. İnsanın inandığı her yere ulaştığını söyleyemem ama büyük başarıları gerçekleştirenlerin, yolun başındayken hayatından büyük hayalleri olduğunu savunabilirim.