O kadar büyük acılar gördük ki dönüp geriye bakmaktan ödümüz kopuyor. Hiçbir şey olmamış gibi yapmak, yaşanmamış gibi davranmaksa zehirliyor bizi. Beklemekle geçen her saniyede kopkoyu, ağdalı bir gölge karışıyor kanımıza. 
Küçük Prens omuz silkip ”Hâlâ neyi bekliyorsunuz o zaman?” diye sordu.
Godot’nun gelmesini… Yıldızların sönmesini… Dünya’nın ölmesini… Beklenecek bir şey kalmamasını belki de!
“Daha çok beklersiniz öyleyse…”