Geçmişinin çakıl taşlarını biriktirdiğin derinlerinde benliğini korumaya çırpınsan da akıntıya karışıp kayboluyorlar. Artık aynı değil çakıl taşların, bıraktığın yerde değiller. Onlara tutunup karışmasın sularımız diye uğraşsan da kesişiyor yollarımız.
"Kuşların uçmak zorunda olduğunu biliyordum. Uçmazlarsa ölürler. Ama yüreklerinin bir bağ ile yeryüzüne bağlı olduğunu yeni öğrendim. Ne kadar yukarı uçmak istese de aklı, kalbi ona bir noktada dur diyor. Şimdi ben, gitmek istiyorum da kalbim bana dur diyor. Benim yüreğim nereye bağlı onu bulmaya çalışıyorum. Başımın içini solmaya başlamış bir bahçe gibi hissediyorum. "
Bir de öbür ağrı var. Hiç anlat istemiyor insan onu. İnanmamak ağrısı. Anlatılmakta anlaşılabilecek bir şey değil. Ancak kaybedince bilinen bir şey bu, gidince adlandırılan bir şey. Gençken onun orada olduğunu da bilmiyorsun zaten.