Bir süre çalıyor, sabah soğunda üşüyorum, iskele kenerına gidiyor adımlarım, yalnızım yine. Çok yalnız.
Telefonu açıyor, nefeslerinden anlıyorum açtığını, titrek bir nefes doluyor ciğerlerime.
"Jeongguk." diyorum, "Jeongguk, Jeongguk, Jeongguk."
Yutkunuyor, kulaklarıma işliyor sesi, binlerce kilometre öteden kokusu burnumda. Yutkunuyorum.
"Bunu bir mektup olarak düşün." diyorum, göğsümde nefes almamı dahi zorlaştıran bir ağırlık var. "Cevap verme hakkının olmadığı bir mektup, dönütlerinin ulaşmadığı, değişmiş bir adres gibi." Yutkunuyor. Gülüyorum, gözlerimde iri damlalar var. Burnumda kokusu.