Fatih aytaç

Fatih aytaç
@faytac
Eğitimci
Eğitim &pskoloji
Odtü
Adana
4 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Bir terapist, danışanına boş bir sandalye gösterir: — "Oraya seni en çok yaralayan kişiyi oturt." Danışan uzun süre susar. Gözleri dolarak cevap verir: — "Kimseyi koyamıyorum… Çünkü kendimi en çok ben incittim." Kıssadan hisse: İnsan en ağır yükü sırtında değil, kendini affedemediği düşüncelerinde taşır.
Reklam
Lütfen çocukları hediye ile cezalandırmayın
Lütfen bunu yapmayın! Karneyi çocuğun değer ölçüsü yapmayın. Notu sevgiyle ilişkilendirmeyin. Başarıyı hediyeyle, başarısızlığı hayal kırıklığıyla cezalandırmayın. Karne bir sonuçtur, çocuk bir nottan ibaret değildir. Notu değil emeği, hediyeyi değil ilgiyi, başarıyı değil çocuğu görün. Unutmayın: Çocuklar notlarla değil, anlaşıldıklarında büyür.
Bari gölge etmeyin!
Hasta evine destek için değil de sırf 'vicdan turizmi' için giden aile yakınları; sözüm sizlere! Ev halkı zaten perişan, yorgun ve çökmüş durumda. Bir de siz gidip boş boş akıl verip çay kahve hizmeti beklemeyin. Madem ailenin yorgunluğunu alıp onlara nefes aldırmıyorsunuz, bari kafa ütüleyip 'ilgileniyormuş' sahteliğine girmeyin. Çünkü gelip 'şunu yapın, bunu içirin' diye akıl vermeniz ilği değil, destek hiç değil; sadece eziyettir.
Kibrit Çöpü Metaforu;
İnsanlar, bir kutu içindeki kibrit çöpleri gibidir; dışarıdan bakınca hepsi birbirinin aynısı gibi görünse de, asıl karakterleri ateşle tanışınca ortaya çıkar. Görünüş çoğu zaman yanıltıcıdır; kimi inceciktir ama en gür o yanar, kimi kalındır ama daha parlamadan sönüverir. Eğri büğrü olan bile görevini kusursuz yaparken, ucu olmayanlar sadece "kalabalık" edip, amaçsızca yer kaplar. Birey toplumdan kopamaz; kutu ıslandıysa yanacak çöp kalmaz. Ancak unutulmamalıdır ki; binlerce kibrit tek bir ağaçtan çıkar ama tek bir kibrit koca bir ormanı da, kendi kutusunu da yakıp kül edebilir. Kimi yapışık yaşayıp yanındakini de ateşe atar, kimi ise ters duruşuyla ilk göze batan ve ilk harcanan olur. Nihayetinde hepsi küle dönüşür; farkı yaratan, yanarken etrafa ışık mı yoksa yıkım mı saçtıklarıdır. Peki, siz bu kutunun neresindesiniz?
İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki; nefes almak, biyolojik bir refleksten ibaret kalır. Kişinin kendi varlığı, omuzlarında taşıdığı en ağır yüke dönüşür. Çünkü kendi hayatından vazgeçiş; anlık bir isyan değil, sessiz çığlıkların ve sönen umutların birikimidir. İnsan o eşikte kendi hikâyesine yabancılaşır; kendi sahnesinde artık başrol değil, söz hakkı olmayan, çaresiz bir figürandır.