• "Düşünürsen... Fedakarlık acı değil, aşktır."
    Andres Pascual
    Sayfa 63 - Destek Yayınları
  • Erkekle kadın arasında öyle hassas bir cazibe muhiti var ki, en değersiz sebeplerle renk gibi uçar, duman gibi dağılır. Artık hiçbir fedakârlık ve gayretle iade edilemez. Karşınızdakine hiçbir takip ve serzeniş hakkı vermez.
  • Emeğin ve alınterinin kutsal temelleri üzerinde yük­selsin istersen sevdamız, eylemden eyleme koşarken birbirine karışsın ter kokularımız. Kavgaya olan bağlılı­ğımız arttıkça büyüsün tutkularımız. Devrimin şanlı yolunda el ele yürürken her gün yeniden keşfedelim birbirimizi. İşkenceli sorgularda sınanıp çifte su veril­miş çeliğe dönsün aşkımız. Ezilenlerden yana kurulacak bir dünyada bizim de harcımız olsun. Sevgiyi emekle, özgürlüğü direnmekle var edelim. Cesaret ve fedakarlık yasadışı hayatımızın tek yasası olsun.
  • Halbuki kadınlar bu yaradılıştaki erkeklerden uzun müddet hazzedemezler,onlara bağlanmazlar. İyi adam kadın için sevilecek, uğrunda fedakârlık edilecek bir tip değildir ; bedbaht oldukları zaman dert dökülecekleri bir arkadaştır.
  • Fedakarlık eden aldanmaz ve ilahi adalet tecellisiyle mutlaka verdiğini misilleriyle alır.
  • Allah’ın muhafazasını isteyen…
    عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنه كُنْتُ خَلْفَ النَّبِىِّ صلى الله عليه و سلم يَوْمًا فَقَالَ يَا غُلاَمُ اِنِّى اُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ اِحْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ اِحْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ اِذَا سَاَلْتَ فَاسْاَلِ اللَّهَ وَ اِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِااللَّهِ وَاعْلَمْ اَنَّ اْلاُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى اَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَىْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ اِلاَّ بِشَىْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ وَ اِنِ اجْتَمَعُو عَلَى اَنْ يَضُرُّوكَ بِشَىْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ اِلاَّ بِشَىْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ رُفِعَتِ اْلاَقْلاَمُ وَ جَفَّتِ الصُّحُفُ

    Hz. İbn-i Abbas (r.a) diyor ki: Ben bir gün Nebi (sav)’in terekesinde idim. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ey evlatçığım! Sana bazı kelimeler öğreteceğim. Allah-u Teâlâ’yı muhafaza et ki, Allah da seni muhafaza etsin. Allah-u Teâlâ’yı muhafaza et ki, O’nu sana yönelmiş bulasın. İstediğin zaman yalnız Allah’tan iste. Yardım dileyeceğin zaman da yalnız Allah’tan yardım dile.

    Bil ki! Eğer bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana fayda veremez. Ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana zarar veremez. Kalemler kaldırıldı ve sayfalar kurudu.

    Sevgili kardeşim, kim Allah’ın muhafazasını ister ve Allah’ın hıfzının gölgesi altına girmeyi murad ederse bu hadise dikkat etmelidir. Zira bu hadis, Allah’ın muhafazası altına girmenin yolunu göstermektedir.

    Hadisimizi İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri nakletmektedir. İbn-i Abbas Hazretleri diyor ki:

    كُنْتُ خَلْفَ النَّبِىِّ صلى الله عليه و سلم يَوْمًا “Ben bir gün Nebi (s.a.v.)’in terekesinde idim.” فَقَالَ “Dedi ki: ” يَا غُلاَمُ “Ey evlatçığım!” اِنِّى اُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ “Ben sana bazı kelimeler öğreteceğim.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu kelimeleri İbn-i Abbas Hazretlerinin zatında aynı zamanda bizlere de öğretmektedir. Bu sebeple, Efendimiz’in öğreteceği bu kelimelere son derece dikkat kesilelim.

    اِحْفَظِ اللَّهَ “Allah’ı muhafaza et!” Elbette Allah’ın zatı muhafazadan müstağnidir. Burada kastedilen muhafaza: Allah’ın dinini muhafaza, Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı muhafaza, Allah’ın Resulü’nün sünnetini muhafaza ve Allah’ın isminin şerefini ve izzetini muhafaza gibi manalardır.

    Evet, “Allah’ı muhafaza et!” Peki, biz Allah’ı muhafaza ettiğimizde, Allah bize nasıl muamele edecek? İşte hadisin devamı: يَحْفَظْكَ “Allah da seni muhafaza etsin.” Demek kim Allah’ın muhafazasını isterse, ilk önce Allah’ı muhafaza etmelidir. Yani Allah’ın dini için, kitabı için, Resulü’nün sünneti için fedakârlık yapmalı ve onların muhafazası için çalışmalıdır.

    Hadisin devamında Efendimiz (s.a.v.) yine aynı emri tekrar ediyor: اِحْفَظِ اللَّهَ “Allah’ı muhafaza et!” تَجِدْهُ تُجَاهَكَ “Allah’ı sana rahmetiyle, ihsanıyla, keremiyle yönelmiş bulasın.” O hâlde kim Allah’ın kendisine cemalî isimleriyle muamele etmesini isterse, ilk önce kendisi Allah’ı muhafaza etmelidir.

    Demek hadisin bu bölümüne kadar iki şey öğrendik:

    1- Allah’ı muhafaza edeni Allah da muhafaza eder.

    2- Allah’ı muhafaza edene Allah rahmet ve keremiyle muamele eder.

    Hadis-i şerifin devamında Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

    وَ اِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِااللَّهِ “İstediğin zaman yalnız Allah’tan iste!” وَ اِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِااللَّهِ “Yardım dileyeceğin zaman da yalnız Allah’tan yardım dile!”

    Evet, Allah’tır her sesi işitip cevap veren. Ve yine Allah’tır her istenilen şeye kâfi gelen. Allah’tan başka kim var ki sesimizi işitsin, bize merhametiyle muamele edip istediğimizi bize ihsan etsin? İşte bu sırdandır ki, Efendimiz (s.a.v.) sadece Allah’tan istemeyi ve ancak Allah’a sığınmayı bizlere emretmiştir.

    Efendimiz (s.a.v.) hadislerine şöyle devam ediyor:

    وَاعْلَمْ “Bil ki!” اَنَّ اْلاُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى اَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَىْءٍ “Eğer bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa” لَمْ يَنْفَعُوكَ اِلاَّ بِشَىْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ “Allah’ın senin için yazdığı ve ezelde takdir ettiği menfaatten başkasını sana ulaştıramaz.”

    Yani bütün hayırlar, bütün menfaatler ve bütün iyilikler ancak Allah’ın elindedir ve O’nun takdiriyledir. O istemese, bütün insanlar ve cinler hatta bütün mahlukat toplansa, en ufak bir menfaati bizim için yaratamaz. Bir damla suyu, bir tek başağı, bir nefesi bize ihsan edemez. Bu sebeple, hangi hayır olursa olsun, hangi elden ve sebepten gelirse gelsin, o hayrın asıl sahibi Allah’tır ve O’nun izni ile bize ulaşmıştır. Şükür ve hamda ancak O layıktır.

    وَ اِنِ اجْتَمَعُو عَلَى اَنْ يَضُرُّوكَ بِشَىْءٍ “Eğer bütün ümmet sana zarar vermek için bir araya gelse” لَمْ يَضُرُّوكَ اِلاَّ بِشَىْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ “Allah’ın senin için yazdığı ve sana takdir ettiği şeyden başka sana hiçbir zarar veremez.”

    Yani menfaat Allah’ın elinde olduğu gibi zarar da Allah’ın elindedir. Zararı da ancak O yaratır. Eğer bütün insanlar ve cinler bir araya gelse ve bize zarar vermek ve bizi helak etmek istese, ancak Allah’ın ezelde yazdığını bize ulaştırır. İşte bu sırdandır ki, Cenab-ı Hak Tevbe suresinde Peygamberimiz’e şöyle emrediyor: “De ki! Allah’ın yazdığından başkası bize isabet etmez. O da bizim Mevlamız’dır.” Yani bizim hakkımızda hangi hükmü verirse versin, bizim sahibimizdir, bizim dostumuzdur. Bize düşen, O’nun bizim hakkımızdaki hükmüne razı olmaktır.

    رُفِعَتِ اْلاَقْلاَمُ “Kalemler kaldırıldı.” Yani kader defterlerini yazan kalemler kaldırıldı. Artık menfaat ve zarar, takdir-i hüda ile ezelde tespit edildi. وَجَفَّتِ الصُّحُفُ “Sayfalar da kurudu.” Yani kader kalemi kaldırıldığı gibi, ilahî takdirin yazılı olduğu sayfalar da kurudu. Artık hiçbir hüküm değişmez.

    Burada akla şöyle bir soru gelebilir: “Eğer kader kalemleri kaldırılmış ve sayfalar kurumuş ise, biz kaderin mahkûmu olmuyor muyuz?” Bu sorunun cevabını Marmara Eğitim olarak hazırladığımız “Kadere İman” setine havale ediyoruz. Dilerseniz http://www.ilmedavet.com sitemizden “Kadere İman” eserini ücretsiz indirebilirsiniz. Sorunun cevabı mezkûr eserde verildiğinden biz şu anda bu kapıyı açmıyoruz.

    Şimdi hadis-i şerifte anlatılan noktaları şöylece maddeleyelim:

    1- Allah’ı muhafaza edeni Allah da muhafaza eder.

    2- Allah’ı muhafaza edene Allah rahmet ve keremiyle yönelir.

    3- İstediğimiz zaman Allah’tan istemeli ve sebeplerle gelen nimetleri Allah’tan bilmeliyiz.

    4- Yardım dileyeceğimiz zaman da yalnız Allah’tan yardım dilemeli ve sebeplerle gelen yardımı yine ondan bilmeliyiz.

    5- Ve bilmeliyiz ki, bütün ümmet menfaatimiz veya zararımız için toplansa, ancak Allah’ın bizim için takdir ettiğini bize ulaştırabilirler. Bundan başka bize ne faydaları olur, ne de zararları. Zira kader defterini yazan kalemler kaldırılmış ve sayfalar kurumuştur.

    Dilerseniz hadisimizi şöyle bir dua ile toplayalım. Ya Rab! Bizleri dinini, kitabını, Habib’inin sünnetini ve ismini muhafaza edenlerden eyle! Ve bu muhafazaya mukabil sen de bizi muhafaza et ve rahmetinle bize yönel! Ancak senden istemeyi ve ancak sana sığınmayı bizlere nasip et! Ve bize öyle bir iman ver ki, menfaat ve zararın ancak senin elinde olduğunu bilelim ve sadece senin dergâhında zelil olup nimeti senden isteyelim, zarardan dolayı da sana sığınalım. Âmin! (Tirmizi)
  • Ben verdikçe isteyen ve hep ‘fedakarlık gerek’ diye sineye çektiğim insanlarla kesişti yollarım. Hani yüreğimde taşıdıklarım ağır gelmedi de bana yorulduğumda umutlarımı tazeleyecek bir yüreği karşımda bulamadığımda tükendim..!