Bu süslü kadınların hepsi hoşa gitmek, baştan çıkarmak ve birilerini ayartmak istiyorlardı. Erkekler için güzelleşmişlerdi, artık fethetmeleri gerekmeyen eşleri hariç bütün erkekler için. O günkü ve yarınki âşıkları için, rastlanan, fark edilen, belki de beklenen yabancı için güzelleşmişlerdi.
Ve yanlarına oturup kadınlarla göz göze, burun buruna konuşan adamlar onları çağırıyor, arzuluyor, çok yakın ve yakalaması kolay görünse de çevik ve kaypak bir av gibi kovalıyorlardı. Velhasıl bu uçsuz bucaksız kumsal, kimilerinin kendini sattığı, kimilerininse karşılıksız verdiği bir aşk pazarından başka bir şey değildi. Bazı kadınlar okşayışlarının pazarlığını yaparken diğerleri sadece vaatlerde bulunuyorlardı. Hepsinin aklından aynı şey geçiyordu: Daha önce de verilmiş, satılmış, başka erkeklere vaat edilmiş vücutlarını sunmak ve arzu ettirmek. Bütün dünyada hep aynı şeyin geçerli olduğunu düşündü.
Her şeyi kötü buluyordu. Çekip gitme arzusuyla, artık o insanlar arasında olmama, sohbetlerini, şaka ve gülüşmelerini duymama isteğiyle yanıp tutuşuyordu.