Bana kötülük eden kötülük bulmalıdır; gözümü oyan kör kalmalı, son olarak, öldüren de ölmelidir. Burada söz konusu olan bir ilke değil, şiddetli bir duygudur. Kısas, hukukun değil, doğanın ve içgüdünün alanına aittir. Hukuk ise tanımı gereği doğayla aynı kurallara tabi olamaz. İnsanın doğasında cinayet varsa, yasa bu doğayı taklit etmek ya da yeniden üretmek için değil, onu düzeltmek için vardır.
Anda yaşamak mümkün değil, ya gelecekte ya geçmişte, ya endişe ya pişmanlık içinde yaşanıyor! Oysa ilahiyatçılar çok net; günahkâr olmanın şartı, hatta tanımı bu. Şimdisi olmayan bir insan.
Felsefe (philo+sophia), kelime anlamı itibariyle "bilgelik sevgisi"dir. Fakat kanımca bu, basit ve yüzeysel bir tanımdır. Sırf alışkanlıkla tekrarlanan, tekrarlandıkça anlamı daha da kaybolan ve aslında bize hiçbir şey anlatmayan bu tanımı şimdilik bir kenara bırakacağız.
Oluşmuş ve tanımı gereği onunla aynı zihinsel işlevlere sahip maddi cisimleriz.Peki ama nasıl oluyor da bizim bir iç yaşantımız, bir fenomenal bilincimiz olabiliyor?Bizim gibi maddi cisimlerin sahiden bir "özgür iradesi" olabilir mi?Yoksa biz kendimizi özgür iradeye sahip özel varlıklar sanırken fizik yasaları çerçevesinde ça lışan doğal (evrimsel) yollardan oluşmuş biyolojik otomatlardan mı ibaretiz; özgür irade büyük bir yanılsama mı?Acaba bizim fenomenal bilincimiz maddi bir oluşum mu?Yoksa diğer maddi oluşumlardan tamamen farklı ikinci bir varlığa, mesela spiritüel anlamda bir tür "ruh"a mı işaret ediyor?Ruhlar sahiden var mı?Eğer evrende ruhlar, yani maddi olmayan varlıklar yoksa, beynimizi oluşturan maddenin hareketinden fenomenal bilincimiz, iç yaşantımız nasıl ortaya çıkıyor olabilir?
Büyük İskender'e annesinin yön verdiğini, bu yüzden kadınsı görüldüğünü ve bu algılamanın onun sonunu getirdiğini söyler. Machiavelli'nin erkeklik tanımı, cesaret ve kararlılık gibi "katı" erdemler içerir; merhamet ve cömertlik gibi "yumuşak" erdemler, kadınlara özgüdür.