• Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer yoksa Fenerbahçe'nin hâli üzücü, yok eğer varsa biz bu zaferi hak ediyoruz artık. Neyse ki bütün zorluklara direnebilmem için ailem beni Fenerbahçeli yaptı heralde, son çare böyle düşünmek. 😑
  • Bir fenerbahçeli olarak üzülüyorum bu gece
  • 3 Haziran 2004 sıradan bir tarih değil, özellikle Fenerbahçe taraftarı için. O gün ne Alex ne de bütün Fenerbahçe taraftarı böylesi bir sevginin açığa çıkacağını bilmiyordu.

    Alper Gencer’in ifadesiyle; “3 Haziran 2004 tarihinde doğanlar hatırlamazlar, Alexandro de Souza adlı bir futbolcu Brezilya’nın Cruzerio takımından Fenerbahçe’ye transfer oldu. O tarihte ölen futbolseverler için talihsiz bir olaydı bu. Zira Alexandro’yu, yani namı diğer Alex’i sarı lacivertli formayla izleyemeden göçüp gittiler!”

    Bugün futbol kuralları ve sonuçlarıyla hayatın tam ortasında yer almaya devam ediyor. Futbolcular da oynadıkları takımları birer esere dönüştürmeye devam ediyorlar. Alex, Fenerbahçe’yi böyle bir esere dönüştürmüştü oynadığı 9 senede.

    Öyle bir eser ki dillere pelesenk olmuştu “bir Alex değil.” Burada Alex’i anlatacak değilim fakat “Brezilyalı Kanarya’yı” okurken Alex’i ne kadar özlediğimi, Fenerbahçe’deki eksikliğinin hala doldurulamadığını hatırladım. Üzülmedim değil çünkü Alex başka bir şeydi.

    Buraya kadar yazılanlardan yola çıkarak kitabın sadece Alex veya futbolla ilgili olduğunu düşünmeyin, kitap bunun çok ötesinde okuyucusunu bir mahalle takımının eşliğinde ve futbolun bütün güzelliklerini -yenilgileri de- kullanarak bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor. 

    Evet kitapta her sayfa Alex’e çıkıyor fakat kitabın esas karakteri Bayram Hoca’nın da dediği gibi; “Alex’i sevmek için ne sarı lazım size, ne de lacivert… Hangi formayı giyerse giysin Alex’in üzerindeki renkler, yağmurda top oynayanların üzerine serilen bir gökkuşağından firar etmiştir.”

    Kitabın satır aralarına girdiğimizde ise bambaşka yolculuk başlıyor. Öncelikle hikayenin kahramanları olan takımımız bu derinliği sağlıyor kendi içinde. Kalede Ermeni Karnik, sağ bekte Trabzonlu Kürşat, defansın göbeğinde Dersimli Hüseyin, sol bekte Diyarbakırlı Baran, sağ açıkta Süleymancı Hilmi, sol açıkta sendikacı Mahir, forvette İzmirli Çağdaş, ortanın ortasında ise İstanbullu Ali. Ve Bayram Hoca; futbolun dervişi. Evet bu takım birliği ve beraberliği vurgulayan bir Türkiye panaroması.

    Kitabın sonlarına doğru Alex’in Fenerbahçe’den ayrılma hikayesi enine boyuna tartışılıyor. Olayın aktörleri bir bir irdeleniyor, yargılanıyor, tartışılıyor. Fakat Bayram Hoca birliği ve beraberliği burada da gösteriyor ve kimse suçlu çıkmadan herkes haklı oluyor. Böylece yine derinlere inebiliyor Alper Gencer…

    “İnsanların başka insanları kendi duygularına ortak etmesi kadar güzel bir şey yoktur dünyada.” Alex bu ülkeye ve Fenerbahçe taraftarına çok güzel hediyeler verdi. Şampiyonluk kutlamaları sırasında bir Napoli taraftarının söylediği cümle; futbolu ister afyon olarak ister mutluluk kaynağı olarak görelim her ikisi için de geçerli: “yarın yine borçlarım olacak. Ama bu gece kral benim!”

    Bu cümle bir çoklarımız için hala geçerli. Özellikle son zamanlarda profesyonel(!) futbolcuların öncelikle yaptıkları işe saygı duymamaları ile başlayan ve iş etiklerini hızla kaybetmeleri ile sonuçlanan ve sahaya başarısızlık olarak yansıyan sonuçlar yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar düşünmemizi zorunlu kılıyor.

    “Dünyada ne olursa olsun, sadece olması gerektiği için olur.” diyor Alper Gencer ve yıl 2012’yi gösteriyor. Takvim yaprakları 15 Eylül’ü gösterdiğinde Kadıköy Yoğurtçu Parkı müthiş anlara ev sahipliği yapıyordu. Alex’in heykeli dikilmişti, önce gönüllere ardından Kadıköy’ün göbeğine.

    Tören hem coşkulu hem de hüzünlüydü Alex’in gözyaşları aslında bir çok şeyi kelimelerden önce aktarıyordu. Bu noktada kitaba, Bayram Hoca’ya dönersek: “Profesyonel bir futbolcunun hangi takımlı olduğunu merak ederseniz gözyaşlarına bakın, canlar. Çünkü insan ağlarken amatörleşir. Ve dünya amatör kümede ağlaşan insanlar etrafında döner. En çok kimin için ağlıyorsanız, gönlünüzü onunla suluyorsunuzdur.”

    Evet Alex’in gözyaşları anlatılması gerekenleri çok güzel özetliyordu fakat burada yine Bayram Hoca’ya dönmemiz gerekiyor. Fenerbahçe’nin ünlü “Pendik Faciası’nı” o senin başında teknik direktörlük görevine getirilen ve kısa bir süre sonra gönderilen Fenerbahçeli eski yıldız oyuncu Rıdvan Dilmen’e dair vefasını hatırlatan Bayram Hoca; “Veziri gönderirseniz rezil olursunuz, canlar. Rıdvan’ın ahını aldırlar! O maç, kırılan sarı lacivert bir gönlün kefaretidir.” diyor.

    Bugüne bir not: Alex’in Fenerbahçe’den ayrılışı her ne kadar Alex; “başınıza eğer bir şey geliyorsa, bunda mutlaka sizin de rolünüz vardır.” dese bile çok güzel olmadı. Kulübün üstüne düşeni artık yapması gerekiyor. Yapılacaklar, Alex sonrasında yaşanılan sorunların Alex’e ve taraftara ödenmesi gereken kefaretidir.
  • "Bu çevrenin, Türkiye'deki insanlardan bir tek talebi var: Herkesin düzgün insan olmasını istiyorlar.

    Şöyle der gibiler: 'Kardeşler, ne olursanız olun, yeter ki düzgün insan olma vasfını yitirmeyin! Sağcı-solcu, milliyetçi-enternasyonalist, tarikatçı, Fenerbahçeli-Galatasaraylı-Beşiktaşlı, genç-yaşlı, kadın-erkek, köylü-şehirli, Doğulu-Batılı, zengin-yoksul olmanız fark etmez. Yeter ki düzgün insan olun.' "