Ve amatör bir anlayışla, ruhun, biri eril biri dişil iki gücün içinde bir arada varolacağı bir tasarım çizmeye koyuldum: Erkeğin aklında, erkek kadına baskın çıkıyor, kadınınkindeyse, kadın erkeğe baskın çıkıyor. Her ikisi bir arada uyum ve tinsel işbirliği içinde yaşarlarsa normal ve rahat bir ruh hali ortaya çıkar.
O katışıksız ataerkil toplumun göbeğinde, tüm eleştirilere karşın geri çekilmeden, bir şeye onu gördükleri bi çimde sımsıkı sarılmak ne büyük bir dürüstlük, ne büyük bir deha gerektirmiş olmalıydı! Bunu yalnızca Jane Austen ve Emily Bronte yapabilmiştir. Bu, onların övünülecek başarılarından biri, belki de en kusursuz olanıdır. Erkekler gibi değil, kadınlar gibi yazmışlardır.
Dünya erkeğe dediği gibi kadına da istersen yaz, beni hiç ilgilendirmiyor demiyordu. Dünya kaba bir kahkahayla, yazmak mı diyordu. Yazmak senin neyine?
Her iki erkekten biri şarkı ve şiir yazabilirken hiçbir kadının bu olağanüstü yazın alanında tek bir sözcük bile yazmamış olmasının nedeni uzun zamandır çözülemeyen bir bilmecedir