Kimseyi beklemediğim,
Benden alınanları talep etmediğim,
Dönemsel muhtelif evhamlarım vardı.
Ta ki bir kış mevsiminin yirmi yedinci akşamı Tevafukların asrına gelmişti nihayet...
Kaldırımlarda sensiz yürürken ayaklarım kanardı,
Teyakkuzda hissiz akşamlar vukuatları kollardı,
Ve tesadüflerin tatlı zahmetleri nihayet sencileyin,
Yalnızlık iştahına ermek ve usulca erimek bencileyin,
İşte böyle uyandığım oldu bir serinlik sabahına...
Yeşil su parkında aldım çınarı elime,
Tanımadığım küçük çocuklara yemek ısmarladım,
Seni görmek yaklaşır diyerek..
Ve nihayet yandım!
Ah ki, özümden parelenip yandım;
Evet...
Ontolojinin kahrolan sancı satırlarındaydım,
Tırnaklarım titrek, parmaklarım kırık, uykum derindi,
Küflenip çürüyen ekmek kırıntısındaydım,
Su kalemdi, ben kağıda mürekkep idim,
Anlatmak yalnız ince sözlerle değilmiş bildim.
Nerden bileceksin ki?
Herkesin tutuşmadığı bir iftar sonrası akşamında,
'Seninle yöneldim tanrıya' dediğinde
Benim olman için dökülen gözyaşlarımı...
Aşk için candan geçilir, bilirdim de,
Uysal tavrına şahit olunca o ikindi vakti,
Dizlerim titremişti..
Evinin, evet o ayaklarının değdiği merdivenleri olan,
Hani daha çokça sabah beraber uğramak için,
Seni beklerken and içtiğim o caddenin,