selim koç, bir alıntı ekledi.
18 Eyl 08:30

Her kim hırs ile dünya varlıklarına erdiyse
şüphesiz ki Tanrı ondan hoşnut olma
mıştır. Bu nefsi bir deve kuşu gibi farz et,
he yük taşır ne havada uçabilir. Uç dediğin
zaman deveyim der, yük vursan kuş olduğunu
söyler. Nasıl ki zakkum ağacının rengi
gönül çekici, fakat tadı acı, kokusu ağırdır.
Nefsi kulluk ödevine çağırırsan tembellik
eder. Fakat günah işlemeye gelince çevikleşir.
En iyisi bu yaramazı zindana atmak her ne
derse tersini yapmaktır. Onu kulluğa boyun
eğdirmek için açlık ve susuzluktan başka çare
yoktur. Deve gibi yola gel de yük taşı, kulluk
yükünü Tanrı kapısına çek. Deve kuşu gibi
yükten kaçan kişi hayat gülistanında ömrünün
yapraklarını döker, Ya bu kapının yükünü, canla başla çekmek
yahut yorgun köpek gibi dilini tutmak
gerek. Bu ağırlıkları taşımaktan boyun büken
bol bol nefret kazanır. Mademki önce emanet
yükünü çekmeye söz vermişsin, şimdi de bunu
taşımaktan üzülmeyesin. İlk günde fodulluk
göstermiştin, onu da cahillik yüzünden yaptın.
Ey oğul bir hareket göster. tembel olma,.
mademki vaktiyle evet dedin (söz verdin}
bedenini hareketsiz bırakma.

Pendname, Feridüddin AttarPendname, Feridüddin Attar
ebru akgun, bir alıntı ekledi.
12 Eyl 21:44

Cehalet karanlıktır, ilim ise sonsuzluk iksiridir." Feridüddin Attar/Mantıku't Tayr

Mantıku't- Tayr, Feridüddin AttarMantıku't- Tayr, Feridüddin Attar

Tezkiretü'l Evliyâ Okumaları - Hüseyin b. Mansur Hallâc
naibe ile başladığımız Tezkiretü'l Evliya okumasının ( #22410451 ) Hallâc- ı Mansur kısmını geçte olsa okudum. Anladıklarımdan kısaca bahsedecek olursam;

Hz. Hallac - ı Mansur deyince akla ilk gelen mesele Enel Hak( ben Allah'ım) bahsidir. Zira kendisini darağacına götüren bu söz aynı zaman da tasavvuf yolunda Hallac'ın en ağır imtihanı da olmuştur.
Enel Hak meselesinden kısaca değinecek olursam; tasavvufta insanın kaydettiği mertebeler vardır. Fenafişşeyh, fenafirrasul ve son olarak fenafillah. Fenafişşeyh kişinin şeyhinde kaybolmasıdır. Kişi her yerde ve olayda şeyhini arar ve onu görür. Zahiren de batınen de şeyhi gibi olur. Şeyh müridinin bu basamakta eğlenmesini istemez. Müridin hemen Rasulluah'a vasıl olmasını ister. Yani fenafirrasul olmasını... Bu aşamada ise kişi Rasulluahta fani olur zahiren de manen de onun gibi olur. Hep onu düşünür ve onunla olmak ister. Bu basmakata ise Rasulluah kişinin hemen Rab'de vasıl olmasını ister yani fenafillah... İşte bu son mertebe de insan baktığı her yerde her şey de hatta kendin de bile yaratıcıyı görür. Eşyayı görmekten fani olup mana da helak olur.( #23963957 ) İşte 'Enel Hak' hali böyle durumlarda kişinin üzerine gelir. Bu sözü isteyerek ya da bilerek söylemez. Bu hal geldiğinde kendinde değildir daha sonra kendilerine geldiklerinde bu hali hatırlamazlar bile. Feridüddin Attâr bu mesele hakkında eserde şöyle diyor "Şaşarım o kimseye ki ortada bulunmayan bir ağaçtan inneni ene'llahü  ( şüphe yok ki ben Allah'ım) sözünü zuhur etmesini - Allah'ın(c.c.) agaçda tecelli ederek Hz. Musa ile konuşması bahsini kastediyor-   caiz görürler de niçin bunu mümkün görmezler." Yine Attâr Hallac'a mensup olduklarını söyledikleri halde onun sözünü zerre anlamayan bir zındıklar cemaatinden bahsediyor kitap da ve ekliyor "Bu hususta (Enel Hak davası) Hallac 'ı taklid şart değildir."

Başa dönecek olursak bu söz neden Hallac 'ın en ağır imtihanı olmuştur. Tasavvufta sır esastır. Sırrı açığa vurursan elde ettiğin tüm mertebeler kaybedebilirsin hatta helak olabilirsin. Hallac'da Enel Hak diyerek kendisine verilen sırrı ifşa etmiş oluyor ve darağacı gibi bir imtihana tabi tutuluyor. Elbette bu olayda bizler içinde bir çok hikmetler gizli. Tasavvuf ve Şeriat çizgisi Hallac'ın hayatında en anlaşılır şekilde gözler önünde. Hallac'ın katli fetvasında yine tasavvuf büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadi'in imzasının bulunması ve Cüneyd'in 'Biz zahire göre hüküm veririz batılı Hüda bilir' demesi daha sonra nakledilen bu olay ( #23964134 ) Hallac'ın müritlerine verdiği bu cevap ( #23968497 ) Şeriat , tarikat , hakikat ve mâfiret çizgisinde anlayışımıza açıkça yön veriyor.

Üstad necip fazıl'da Son Devrin Din Mazlumları ı eserinde Hallac 'dan bahsetmiş o eseri okumadım ancak Hallac' ı bir de ondan dinlemek isterim. Ayrıca nakledilen bu ( #23968613 ) hadiseden bahsettiği şu dizler de Hallac'a Üstadca bir bakış sunuyor.

 "Sana taş attılar, sen gülümsedin,
 Dervişin bir çiçek attı, inledin,
 Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
 Halden anlayanın bir gülü yeter."

Aygan H., bir alıntı ekledi.
 06 Eyl 21:29 · Kitabı okuyor

Hüseyin b. Mansur Hallâc
Herkes ona recim taşı attı. Şiblî de şer'î fetvaya muvaffak etmiş olmak için bir gül atınca, Hüseyin b. Mansur bi "âh" çekti. " Sana atılan bunca taşlardan hiçbirine niçin âh etmedin? Atılan bir güle âh etmendeki sır nedir? dediler. Şunun için dedi: " Onlar bilmiyorlar, onun için de mazûrdurlar. Onun yaptığı gücüm gitti. Zira o biliyor, bunu yapmamalıydı!"

Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 177)Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 177)
Aygan H., bir alıntı ekledi.
06 Eyl 21:23 · Kitabı okuyor

Hüseyin b. Mansur Hallâc
Yürüdü, darağacının tepesine çıktı, orada bulunan müridler cemaati:
- Müridin olan, bizlerle, seni inkâr eden ve biraz sonra taşa tutacak olan o kişiler hakkında ne dersin ? diye sorduklarında, dedi ki:
- Size bir, onlara iki sevap var! Zira sizin yapmış olduğunuz şey, hakkımda hüsnüzan beslemekten fazla bir şey değildir. Onlar ise tevhidin kuvvetinden, şer'î salâbet ile harekete geçiyorlar ve şeriatta tevhid asl, hüsnüzan fer'dir!

Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 177)Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 177)
Aygan H., bir alıntı ekledi.
06 Eyl 18:11 · Kitabı okuyor

Hüseyin b. Mansur Hallâc
Nefsi, yapması gereken bir şeyle meşgul et, aksi takdirde yapılmaması gereken bir şeyle o seni meşgul eder.

Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 176)Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 176)
Aygan H., bir alıntı ekledi.
06 Eyl 18:09 · Kitabı okuyor

Hüseyin b. Mansur Hallâc
Naklederler ki, Hallâc'ı hapse koydukları ilk gece geldiler, baktılar ama kendisini zindanda bulamadılar. Zindanın her köşesini araştırdılar, kimseyi göremediler. İkinci gece ise ne onu ne de zindanı görebildiler. Üçüncü gece onu da, zindanı da yerinde gördüler ve sordular:
-ilk gece nerede idin?
- ilk gece ilâhî huzurda bulunuyordum. Onun için burada bulunamadım!
- ikinci gece sen ve zindan nerede idiniz?
- ikinci gece Hazret burada idi, onun için ben ve zindan, ikimiz birden gâib olmuştuk! Üçüncü gece şeriatı korumak için beni geri gönderdiler. Buyrun işinizi görün!

Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 175)Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 175)
Aygan H., bir alıntı ekledi.
06 Eyl 18:00 · Kitabı okuyor

Hüseyin b. Mansur Hallâc
Mârifet, eşyayı görmekten fâni olup her şeyin mânâda helâk olmasından ibarettir.

Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 173)Tezkiretü'l Evliya, Feridüddin Attar (Sayfa 173)
Simge Ş., bir alıntı ekledi.
29 Ağu 20:58 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aslan yürekli, düşmana üstün gelir yiğit bir er vardı. Tam beş yıl bir kadına âşık oldu. O güzel kadının gözünde bir tırnak ucu kadar ak vardı. Adam ona baka baka doyamıyordu, ama bir türlü de kadının gözündeki o akı göremiyordu. Adam iyice âşıktı, kendinden geçmişti adeta. Sevgilinin gözündeki ayıptan haberi mi olabilir ki? Bir müddet sonra adamın aşkı azalmaya, o derde derman belirmeye başladı. Kadına olan aşkı azalıp işi kolaylaşınca, kadının gözündeki akı gördü ve dedi ki: “Gözündeki bu ak da ne zaman peydahlandı?” Kadın dedi ki: “ Bana olan aşkının azalmaya başladığı zaman! Gözüme tam o zaman ak düştü.

Mantıku't- Tayr, Feridüddin AttarMantıku't- Tayr, Feridüddin Attar