Hangi bölümü daha çok beğendim derken birçok bölümden vazgeçemeyip, sıralama yapamadım, kısacık dizelerde çok büyük anlamlar. Bu çok özel bir çalışma Seniha Berksoy’un her sayfadaki çizimleri ile olay çok daha başka bir boyuta çıkmış. Katlı sayfalardaki çizimler çok etkileyici.
Ah’lar
Sandıklarım
İç dökme gibi’lerim
Benim favori bölümlerim.
Ferit Edgü’ye her satırda hayran oldum.
Merhabalar
@av.zekeriyacetin 'in kaleme almış olduğu "Kimsesizler Coğrafyası" kitabı ile karşınızdayım.
Eserimiz 6 Şubat depreminde kuzenini aramak için Hatay'da giden anlatıcımız ile başlıyor. Kuzeni Ferit'i enkaz altından çıkarmayı beklerken burada Ali adlı biriyle tanışıyor ve Ali'nin hikâyesini dinlerken sizi çok etkileyecek.
Ali aslen Iraklı ve enkaz altında kızı ve eşi vardır, onlardan başka bu hayatta kimsesi yoktur. Ali'nin Irak'ta başlayan yolculuğu İran, Van, İstanbul ve en son Hatay'da devam etmektedir.
Daha çocuk yaşta annesini babasını ve kızkardeşini kaybetmiş bunların acısını yaşamış biridir. Saddam döneminin izlerini Ali'nin yaşadıklarında görmek mümkün. İran'a mülteci olarak gider ve burada kamplarda birçok eziyet görür.
Bir şekilde Türkiye'ye gelir ve burada düzenini kurar kendi hayatını kazıya kazıya oluşturur. Eşiyle mutlu bir hayatı varken, düzenini oturtmuşken depreme yakalanır ve enkaz başında o çaresiz bekleyiş hepimizin içine oturur. Sizi derinden etkiler. Hele bir de eşi ve kızının ayakları üşür dediği yerde sizi derinden etkiliyor.
Bakalım Ali'yi nasıl bir son bekliyor?
Benim için duygu yüklü bir okuma oldu, Ali'nin yaşadıklarını okudukça içime oturdu ve bunu yaşayan birçok insan olduğu o insanların yaşadıklarına da açılan bir kapı oldu bu eser.
Okurken sorgulayacağınız, duygusal bir okuma sizleri bekliyor.
Peki siz bu eseri okudunuz mu?
Siz neler hissettiniz?
Hadi yorumlarda buluşalım
Book•lover ❥
@inkilapkitabevi
#okuyanteraziileokuyoruz
#okuyanterazi
#kimsesizlercoğrafyası
*Reklam değil
... şu anda okumakta olduğumla birlikte tam yüzbir kitap: Bölgenin en zengin kitaplığı!
Burda kitap okuyan var mı? dedim.
Eskiden vardı, dedi. Şimdi pek kalmadı. Bedava versem bile okuyan yok.
Neden? dedim.
Okumasını bilenler gittiler, dedi ihtiyar.
Geri kalanlarsa kitaptan başka şey okuyorlar.
Ferit Edgü ile yıldızım bir türlü barışmadı. Daha önce
Bir Gemide’yi okuduğumda da benzer bir uzaklık hissetmiştim ama Korkuyorum bu hissi tamamen netleştirdi. Benim itirazım “anlamadım” değil; samimi bulmadım! Metin boyunca sürekli, bana bir şey yaşatmaktan çok “etkilenmem gerekiyormuş” hissi verildi. Sanki gerçek bir kırığın içinden konuşan bir ses değil de, kırığın estetik biçimiyle ilgilenen kontrollü bir zihin vardı karşımda.
Ben edebiyatta düşünülmüş cümlelerden çok yaşanmışlık hissi arıyorum. İnsan sıcaklığı, dürüstlük, gerçek yara izi… Edgü’de ise fazlasıyla kontrollü, fazlasıyla hesaplanmış bir atmosfer hissettim. Yer yer “bak ne kadar derinim” diyen bir çaba sezdim hatta. Kısa cümleler, tekrarlar, eksiltili yapı bende yoğunluk değil; zorlama bir karanlık duygusu oluşturdu. Bu yüzden kitabı okurken aklımdan sık sık şu geçti: “İnsan böyle bir şeyi neden yazar ki?”
Bazı metinler insanın içine işler, bazılarıysa sadece kendi edebiliğini gösterir. Ben kırığı görmek istiyorum; kırık hakkında yazılmış estetik manifestoları değil. Belki Ferit Edgü başka okurlarda güçlü bir karşılık buluyordur ama bana hiç temas etmedi. Hatta dürüst olmam gerekirse, bazen bir duvar yazısı bile bana bu kitaptan daha fazla duygu hissettirebiliyor.
Okur kalın...
Sevişmem, okşamalardan, öpüşlerden önce koklamakla başlar. Her kadının ayrı bir kokusu vardır. (Kullandıkları kokudan söz etmiyorum, kendi öz, doğal kokularından.) Daha doğrusu binbir kokusu. Saçlarının kokusu başkadır. Ensesinin, boynunun kokusu başka. Kulağının içi başka kokar, burun delikleri başka. Gerdanı başka kokar, göğüsleri başka.