Bugün özleyen insan aslında hâlâ direniyor. Zamanı yalnızca saniyelerden ibaret saymayan, bir duygunun ağırlığını da taşıyabileceğini bilen bir hatıranın peşinden gidiyor.
Bize dünyanın artık tamamen akılla çözülebilir bir yer olduğunu öğrettiler. İnsan duygusunun, kalbin, hafızanın, iç sese benzer o kırılgan alanların çağ dışı olduğunu söylediler. "Özlemek" dedik, onu bile nörolojik bir meseleye indirgediler. Sanki çocukluğun kapısından içeri yeniden girmenin, bir insanı beklemenin, yıllarca dönmeyen bir sesin hayalini kurmanın fizikte, kimyada bir karşılığı varmış gibi. Modern insan zamanla birlikte unuttu: bazı şeyler ancak hissedilerek bilinir.