Bu kitap... Nasıl anlatsam... Sanki deprem olmuş da enkazın altında kalmışım gibi hissettirdi. Adaletsiz bir dünyada, adaletsiz insanlığın içinde; barındığımızı, barınamadığımızı, barındırmadıklarını, görmediklerini, görmeyi tercihlerinin arasında bulundurmadıklarını... Ağırdı. Çiçek'e, mendil satanlara, mültecilere yaptıkları... Ya da yaptığımız, görmediğimiz, onları barındırmadığımız mı demeliyim? Aynen öyle. Bunun sebebi sensin, benim, biziz. Sesimizi çıkarmadıkça müsaade ediyoruz. Hey, duyuyor musun? Zulmü destekleyen sensin, diyorum. Vicdanın sızlıyor diye iyi biriyim havalarına girme. Ne yapıyorsun bu zulmün, adaletsizliğin durması için? Arabanın camından mendil satan, silecekle gezen çocuklara sövüyor musun? Ya da iğreniyor musun onlardan? Çalıştırıyor musun dükkanında ucuza küçük çocukları? Sarkıntılık ediyor musun yolda gördüğün kadınlara, çocuklara? Etmiyorum, yapmıyorum diyorsan bunları yaşayanlar için ne yapıyorsun peki?
Bu kitaptaki Çiçek karakteri gibi insanlığını unutan niceleri vardır. Milyonlarcası...
Nagihan Gökçe Kabal her kitabında senin içindeki farklı yanlarını tanıyoruz. Ve sana her defasında hayran kalıyorum. İyi ki varsın!