“Ölümsüz”...
Bir kitap değil sadece; kalbe düşen bir işaret, ruha dokunan bir çağrı…
Her öyküde Bilge’nin adımlarıyla yürüyorsun.
Ama bazen satırlar duruyor ve Hz. Hızır çıkıyor karşına…
Tıpkı vuslata erenlerin yolunu kesen bir dost gibi.
Sana su uzatıyor: Bengi Su…
İçersen, beden değil; kalbin, niyetin, adaletin ölümsüz olur.
Ölüm burada bir son değil, anlamın eşiği.
Ölümsüzlükse iz bırakmak, hakikati taşıyabilmek…
Her öykü bir hâl ilmi gibi:
Biri nefsinle yüzleştiriyor,
Biri zamanla,
Biri kadın oluşunla,
Diğeri yalnızlıkla…
Ve tüm bu yolculukta Bilge sana hep şunu fısıldıyor:
“Kendini bilen, Rabbini bilir…”
Bu kitap, ilimle değil hâl ile okunur.
Çünkü Hızır yola değil, hazır olana gelir.
12 öyküde her ruh hâline dokunan bir şey var.
Sade ama derin, kısa ama düşündürücü.
Tam anlamıyla kitapla içe dönüş...
Ve evet, bazen Hızır yolda değil; kitapta, satırda, sessizlikte belirir.