• 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Toplumumuzda ve çocuklar arasında "alay konusu" ve "yanlış" olarak bilinen lakap takma davranışının, aslında öyle olmadığı ve güzel anlamlarda da kullanılabileceği ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Sevgili Behiç Ak bu durumu oldukça ustaca ve eğlenceli bir şekilde işlemiş kitabında.

    Farklılıklarımız güzelliklerimizdir ve bu güzelliklerimizin farkına vardığımızda ortaya çok güzel şeylerin çıkacağı muhtemeldir. Kitapta çocukların bireysel farklılıkları, her çocuğun aslında farklı farklı yetenekleri olduğu konusu anlatılıyor. Bir okul düşünün, burada çocuklar birbirlerine lakaplarıyla sesleniyor ve bu lakaplarıyla birbirleriyle iletişim kuruyorlar. Buldukları lakapların hepsinin birer anlamı bulunuyor. Hikaye çoğunlukla "Patates" ve "Doğrucu Davut" etrafında gelişiyor. Verilen lakapların anlamlar çocukların yüzlerini güldürecek türden:)

    Kitapta "çalışmak", "arkadaşlık", "farklılıklar", "iletişim", "öğrenci öğretmen iletişimi" gibi tema ve alt temalar işlenmekte. Sözcük çeşitliliği açısından da oldukça zengin olan kitap; "estetik", "katalog", "fikir", "edebiyat", "karikatür" gibi kelime ve kavramlarla çocukların dil gelişimini desteklemekte.

    İlkokul 3. ve 4 sınıf öğrencilerinin rahatlıkla ve severek okuyabilecekleri bir kitap. Her zaman söylediğim gibi yetişkinlerin de okumasını tavsiye ediyorum:) 96 sayfadan oluşan kitabın resimlemesi de Behiç Ak'a ait.
    Mutlu okumalar :)
  • 336 syf.
    ·12 günde
    Priest ve Batı Filozofların Zihin Hakkında Teorileri

    ☆ ☆ ☆

    Zihin ile beden iki temel biyolojik ve birbiriyle uyumlu varlıktır. Zihin görülmeyen hücrelerden oluşurken, beden kimliğimizi gösteren ve hareket etmemizi sağlayan bir varlıktır.
    İnsanlık düşünce tarihine baktığımızda zihin nedir, zihin ile beden arasında ki ilişki tam olarak nedir? Gibi sorular cevap aramıştır. Bu sorular tam bir cevaba kavuşamamakla beraber insanlık düşünce tarihi bir yığın fikir, teori bırakmıştır.

    Oxford Üniversitesi Felsefe Fakültesinde öğretim üyesi olan Stephen Priest, “Zihin Üzerinde Teoriler” kitabında Batı düşünce geleneğinde önde gelen belirli filozofların zihin-beden sorununu bir çözüme kavuşturmak için neler söylediklerini ele alıyor.

    “Zihin Üzerine Teoriler” zihin-beden sorununa önerilmiş farklı bir çözümü ele alan sekiz bölümün vücut bulmuş halidir. Bazı filozoflar zihin-beden ilişkisini karmaşık birer fiziksel nesne olduğunu düşünüyor. Bazıları da birer ölümsüz ruh olduğumuzu düşünürken kimi filozoflar hem zihin hem de fiziksel özelliklere sahip olduğumuzu düşünürler. Bu düşüncelerin dayanakları ise din, doğa bilimleri ve evrenin katıksız bilmecesidir.

    Priest, bu kitabında seçici davranarak “zihin-beden sorunu" hakkında bir meseleyi bir tarafa bırakıyor. Bu mesele: zihin felsefesi, psikoloji felsefesi, bilişsel bilim ve yapay zekâ alanlarında ki zihin-beden sorunudur. Bunun yerine zihin-beden sorununu karmaşık birer fiziksel nesne veya benzeri olup olmadığına ilişkin metafizik soruya, filozofların çözüm bulma girişimleri üzerinde yoğunlaşıyor. “Zihin Üzerine Teoriler” zihin-beden ilişkisine dair bir arayış kitabıdır. Priest, bu arayışa karşılık kendi fikrini kitabın sonuç kısmında bahseder.
    Priest, kitabına “Düalizm”in zihin-beden sorununu çözüm yaklaşımları nasıl olduğu konusunda açıklamalarla başlar. Düalizm iki tür töz bulunduğunu öne süren kuramdır: Zihinler ve fiziksel nesneler. Zihin, maddesel olmayan ruhsal bir tözüdür, fiziksel nesne ise tümüyle maddesel, zihinsel olmayan bir tözdür. Düalist bakış açısına göre bir kişi hem bir zihne hem de bir bedene aynı anda sahiptir. Başka bir deyişle bir kişi kendi zihnidir oysa kendi bedenine sahiptir. Yine buradan, kişinin, beden varlığını yitirdiğinde de var olmaya devam edebileceği anlaşılmasıyla; zihin varlığını yitirecek olursa, kişi zorunlu olarak varlığını da yitirmektedir. Batı felsefe geleneğinde oluşan düalizmin zihin-beden ilişkisine yaklaşımını Priest böyle özetler.
    Mantıksal Davranışçılık kuramına göre zihinsel bir hâl içinde bulunmanın aslında davranışsal bir hâl içinde bulunmakla aynı şey olduğunu öne sürer. Düşünmek, ümit etmek, gözlemlemek, hatırlamak vb bunların hepsi ya birer davranış olarak ya da bu davranışları sergileme eğilimine sahip olmak şeklinde anlaşılmak istenmiştir. Bu başlıkta Priest, Carl Hempel ile Gilbert Ryle görüşlerini ele alıp inceler.

    Priest, Zihin-beden sorununu bir dizi soru üzerine olan tartışmayla çözüleceği kanısındadır. Bu sorular: Zihinler nedir? Bir şeyin ‘zihinsel' ya da ‘fiziksel’ olduğunu söylemek ne anlama gelir? Düşünmek nedir? Bilinç nedir? Öznellik nedir? Bireysellik nedir? Kendilik nedir? Madde nedir?

    Priest, zihin hakkında bir şeyi söylemek bu şeyin düşünme yeteneğine sahip olduğunu söylemek olduğunu savunur. Dahası bir düşünme yeteneğine sahip olmak bir zihin olmak için hem zorunlu hem de yeterlidir; dolaysıyla eğer x diye bir şey varsa ve x, düşünme yeteneğine sahipse buradan mantıksal olarak çıkan sonuç en azından bir tane zihnin bulunduğudur. Eğer x diye bir şey varsa ve x düşünme yeteneğine sahipse değilse buradan mantıksal olarak çıkan sonuç x'in bir zihin olmadığıdır. Priest, kısaca, x bir zihindir ya da zihin sahibidir demek x'in bir düşünme yeteneğine sahip olduğunu anlatmaya çalışır.

    Düşünmek nedir? Sorusunda düşünmek diye adlandırılan etkinlik çeşitliliği olağanüstü geniş olduğunu söyler. Ancak bazılarını şöyle açıklar: derin düşünmek, tahmin etmek, karar vermek, hayal etmek, hatırlamak, hayret etmek, niyetlenmek, inanmak, inanmamak, düşünceye dalmak, anlamak, kestirmek ve içgözlem yapmak.

    Priest kitabının sonuç kısmında, zihin-beden sorununun çözümü, düşünmenin beynin bir etkinliği olması ve deneyimin fiziksel ortamın bir fenomenolojik dönüştürümü olduğunu savunur. Bu, birçok metafizik sorunu çözülmemiş olarak bıraksa da, en azından zihin-beden sorunu onlardan biri olmadığını savunur.

    Stephen Priest, Zihin Üzerine Teoriler, Litera Yayıncılık, cev Ayhan Dereko, 2. Baskı 2019 İstanbul.

    Yunus Özdemir
  • 92 syf.
    ·2 günde
    İlk olarak 1915'te yayımlanan Dönüşüm, hikayenin kahramanı Gregor Samsa'nın kendini bir sabah dev bir haşereye dönüşmüş halde bulması ile başlar ve hayatındaki değişiklikleri aktararak devam eder. Edebiyat dünyasında Kafka'nın en popüler eserlerinden biri sayılan yapıt, sade bir dille okuyucuya "toplumun farklı olanlara yaptığı muamele" hakkında bir fikir kazandırırken, diğer yandan küçük burjuva toplumlarındaki aile yapılarını en ince ayrıntısına kadar gözler önüne sermektedir. Dönüşüm ile Kafka, bir insanın haşereye dönüşmesini, soyut bir kavram olarak değil de, toplumsal ve felsefi birtakım etkilerle ele almıştır. Kafka; Gregor'un annesi, babası, kız kardeşi Grete, hizmetçileri, patronu, yarattığı diğer karakterler ve tema çeşitliliği ile okuyucuyu kemdşbe6bir kez daha hayran bırakır. Demiş kitap arkasında... Üstüne çokta birşey söylemeye gerek yok...
  • On dokuzun­cu yüzyıldaki öncüllerimizi hep katı, ahlakçı, baskıcı, sansürcü kişilikler olarak görürüz; oysa Clerc'in ve takipçilerinin sesleri, tam aksi bir izlenim veriyor: Bu çağ "doğal" olana -bütün doğal çeşitliliğe ve doğal sapmalara- sıcak bakıyor, ahlaki ve klinik açıdan neyin "normal" neyin "anormal" olduğu üzerine (en azından bizim kadar) fikir yürütmüyordu.
    Clerc'in kısa otobiyografisinde de doğa bu geniş kapsamıyla ele alınır (Lane, 1984a). 'Tanrının bütün işleri, bütün yarattıkları hayranlık uyandırıcıdır. Bir türde bulduğumuz bir hata, biz bilmeden bize yarar sağlar." Ya da, "Tanrıya ancak, yaratısının çeşitliliği için teşekkür edebilir ve gelecekte bunun nedeninin açıklanacağı umudunu koruyabiliriz."
    Clerc'in 'Tanrı," "yaratılış," "doğa" -alçakgönüllü, kadirbilir, yumuşak, iyi huylu doğa- kavramları belki de kendinin ve diğer sağırların, farklı ama eksik­siz insanlar oldukları bilincinden kaynaklanmıştır Bu tutum, sağırlığı bir alda­tılma, bir yoksunluk ve bir trajedi olarak gören ve hayatını sağırların "normal­leştirilmesine," Tanrının hatasını "düzeltmeye" adayan Alexander Graham Bell'in yan dehşetengiz, yarı Prometheusvari öfkesiyle tam bir zıtlık oluşturur.
    Clerc'in savı kültürel zenginlik, hoşgörü ve çeşitliliktir. Bell'in savı teknoloji, genetik mühendislik, işitme aygıtları, telefonlardır İki tümüyle farklı bakış;
    ama anlaşılan ikisinin de dünyada bir rolü var.
  • İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür ve dünyanın gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir.
    - Biruni
  • "İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür ve dünyanın gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir."

    Biruni
  • İnsan sayısı kadar fikir yolu çeşitliliği vardır.