Hepsi oradaydı, hepsi birden: ikizler her zamanki temkinli halleriyle pencerenin pervazında oturuyorlardı, Francis'in sırtı bana dönüktü, Henry onun hemen yanındaydı, Bunny ise masanın karşı tarafındaki sandalyesinin tepesine tünemişti. “Bak şunu bir dinleyin," diyordu Henry ve Francis'e, kafasını çevirip ikizlere de bir baktı. Herkesin gözleri onda kenetlenmişti, hiçbiri benim geldiğimi görmedi. “Gardiyan gelip, 'Evlat, Vali Bey özrünü kabul etmedi, vakit geldi de geçiyor bile. Söylemek istediğin son bir şey var mı?' Adam durup bir düşünür ve tam onu idam edecekleri odaya götürürlerken," elindeki kalemi gözlerine yaklaştırıp bir süre dikkatle inceledi, "kafasını çevirip şöyle der: 'İyi o zaman, Vali Bilmem Kim önümüzdeki seçimde bir oy kaybetmiş oldu!"
Kendi anlattığı fıkraya gülerken sandalyesinde iyice geriye kaykılmıştı, derken benim salak gibi kapının eşiğinde dikildiğimi gördü. “Aa, içeri girsene, gel hadi," dedi ve tahta sandalyenin ön bacaklarını pat diye yere indirdi.