Karların arasında Tanrı'nın diktiği mumların alevi savruldu, ateş söndü. Böyle olabildiğine tuhaf, belirsiz, bir daha asla öyle olmayacağını düşündüğüm anlardan birinin içindeydim. Bazı insanlar acılarını bağıra bağıra ağlayarak anlatırdı, bazıları susardı, bazıları üşürdü, bazıları yanardı. Bazıları ölür, bazıları yaşardı. Bazıları hiçbirini yapmaz, yalnızca yazardı. Sanki ben burdayım ama bir kitabın içindeydim, kitabın sayfaları çevriliyor, beni yazan kadının gözyaşları kağıttan göğsümün üstüne damlıyor, göğsümün üstünde yazan hislerin mürekkebi dağılıp okunmaz hale geliyordu.
Beni yazan kadın ağlamaya başlıyordu.
Bazen beni yazan kadından kendine bunu yaptığı için nefret ediyordum.
Kurşun gibi yağdı tenimize yağmur. Delik deşik ettiği yerlerde açılan yaralardan hissettiğimiz her şey dışarı döküldü. Korkmadım bu kez. Kendimi olabildiğince açtım ona. Ben güçlüydüm. Yaşanan ne olursa olsun, gücüm kederimden beslenecekti ve ben yeniden ayağa kalktığımda artık çok daha sağlam atacaktım adımlarımı. Biliyordum. Şimdi acımı doyasıya yaşamalıydım. Onun dudaklarına karışan ılık ıslaklığı içtim. Kana kana aldım yarasını, biraz daha kanattım.