• İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı, kınsız, uyanık,
    Ve genç bir mısrâdır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince, Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...
  • Yiğit harmanları, yığınaklar,
    Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
    Dize getirilmiş haydutlar,
    Hayınlar, amana gelmiş,
    Yetim hakkı sorulmuş,
    Hesap görülmüş.
    Demdir bu...

    Demdir,
    Derya dibinde yangınlar,
    Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
    Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
    Çelik kadavrası korugan'ların.
    Ölünmüş, canım,ölünmüş
    Murad alınmış...

    Gelgelelim,
    Beter, bize kısmetmiş.
    Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
    Susmak ve beklemek, müthiş
    Genciz, namlu gibi,
    Ve çatal yürek,
    Barışa, bayrama hasret
    Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
    Otuziki dişimizle gülmeğe,
    Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
    Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
    Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
    Ve asıl biz biliriz kederi.

    İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
    Ve genç bir mısradır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...

    Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda,
    Gel artık...
  • İncelemeye başlamadan önce;kitaba başlama nedenimden; kısaca bahsetmek isterim.
    Arkadaşlar aracığıyla duyduğum ama hiç görmediğim bir hastanın hikayesi.Kendisi bundan 4-5 sene öncesine kadar, 20'li yaşlarda sapasağlam bir delikanlı olduğu halde;bir anda felce yakalandı.Bacaklarından,gövdesine kadar, vücudunun büyük bir kısmını felce teslim etmişti.Kısacası filinta gibi çocuk,tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştı.Etrafımda kendisinden sürekli bahsedilirdi;en son intihara meyilli olduğu,bu sebeple ailesinin,onun yanından hiç ayrılmadığı hakkındaydı.
    Bundan birkaç ay öncesine kadar başka bir ortak arkadaşım da ondan bahsetti;gidip ona Hastalar Risalesi okuduğunu söylemişti.Anlattığı birşey var ki hiç unutamadım;hastanın "İnsan bu riseleyi okuduktan sonra, hastalığı istiyor." bu cümle beni can evimden vurmuştu.Nasıl olurda bir kitap;intihara meyilli birini,intihar sebebini sevecek kadar değiştirebilir.O günden beri, sürekli bu kitabı okumak vardı aklımda.
    Kitabla ilgili düşüncelerime gelirsek.
    Yazar hastalığı birçok açıdan değerlendirmiş.Getirdiği bakış açısı;genellikle hastalara ,uğradıkları musibetin onlara sağladığı faydalar üzerinden ikna çabası gibi.Konuyu açmak gerekirse,mesela hastalık ile insanların hayatın değerini anladığı; aşırıklara, israfata girmediğini savunur. Aynı zamanda bu hastalık sayesinde ölümü daha çok hatırlayıp,günahlardan daha çok kaçtıklarından bahsediyor.Hatta bazen etrafına bazı hasta gençler geldiğini; onların diğerlerine nazaran daha takvalı halleri, neredeyse onlara dua etmemesine sebebiyet verdiğinden bahsediyor.
    Hastalığı bir de kader açısından değerlendiriyor.İnsanın Allah'ın mülkü olduğu için; üzerinde her türlü müdahele hakkına sahip olduğunu söylüyor.Yaradanın hastalıklar ile sevdiği kullarının yüzünü; dünyadan çevirip ahirete döndürdüğünü savunuluyor.
    Din hassas bir alan olduğu için; konu üzerinde fazla dolaşıp yanlıs bir şey söylemek istemiyorum.İçerik olarak söyleyeceklerim bu kadar.
    Kitabın diline gelirsek,günümüz Türkçesi'nden farklı bir Türkçe'ye sahip.Osmanlıca kelimeler barındırıyor ama bunlara rağmen yine de kitabın anlaşılır bir dili var.
    Anlatımına gelirsek mantık örgüsüyle dikilmiş bir ağ gibi.Yazar bazı tezler öne sürüyor,bu tezleri destekleyecek savlar ortaya koyuyor.Kendim adıma söylecek olursam eğer Müslüman gözüyle bakılınca; çoğu şey mantığa yakın,ikna oluyorsunuz.
    Benim anlatacaklarım bu kadar
    Herkese sağlıkla dolu bir ömür dilerim
    Esen kalın.
  • Kurt Kanunu, Kemal Tahir'in okuduğum ilk kitabı oldu ve içtenlikle söyleyebilirim ki daha önce böylesi tat aldığım pek az yazar olmuştur.
    Kelime ve deyim haznesi, olay anlatımında okuyana aksettirilen duygu, olayın örgüsü ve dizini kısaca bir romanda olması gereken tüm matematik bu eserde mevcut.
    Kurt Kanunu Gazi Paşa'ya yapılmaya çalışılan mevhum İzmir Suikasti'ni konu almakta. İttihat ve Terakki'nin eski kallavi subaylarının düzenden duydukları rahatsızlık ve eski komitacılık günlerinden kalma alışkanlıkları yüzünden sürüklendikleri durumu Kemal Tahir müthiş bir dizaynla anlatıyor.
    Kitabın baş karakteri Kara Kemal ve Filinta Kerim olarak anılan eski İttihatçı subaylardan nam salmış Abdulkerim. Kara Kemal, Cihan Harbi sırasında İaşe Nazırlığı yapmış yeni devletin kurulması esnasında da kurmuş olduğu karakol teşkilatı ile büyük destek vermiş Küçük Efendi olarak bilinen namlı isimlerden. Suikaste adının karışmasıyla Abdulkerim ile girmiş oldukları geri dönülmez yolda çoğu kez iç hesaplaşmalarına ve hatalarını açık bir yüreklilikle anlatmasına tanıklık ediyoruz.
    Mevzu kimine göre flu kimine göre berrak ki yazarında zaten kendi bakış açısıyla yazmış olduğunu her aklı selim okuyucu fark edecektir.
  • İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
    Ve genç bir mısradır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...