Ateş ve Kan II #kitapyorumu
(5/5)
“Beni, şuna rağmen seviyor” saçmalığı sona ermişti. Thomas benim kim olduğumu -kusurlarımla ve her şeyimle- görmüş ve bu, ona yetmiş de artmıştı. Ben de ona karşı aynı duyguları besliyordum. Birbirimizi tamamlamamıza gerek yoktu. İkimiz de ayrı ayrı birer birey olduğumuzdan, bir bütün oluşturmak için bir araya gelen iki sembolik yarımdan daha güçlüydük. Bizim aramızdaki bağ, iki kat daha sağlamdı. Hiçbir şey onu koparıp atamazdı.
.
Arkadaşlar Thomas denen bir gerçek var kabul edelim. Serinin ilk üç kitabındaki Thomas’ı alın, pamuklara sarmalayın tabi ki ve onu üçe katlayın.
Ve ta daa.
Karşınızda Karanlık Prensimiz Thomas Cresswell.
Ateş ve Kan içinde novellası olan Karanlık Prens ile başlıyor. 70 sayfa kadar olayları Thomas’ın gözünden okuyoruz.
Ama ne okuma. İlk düşündüğüm; -Büyü ve Kan’daki olaylar beni çok rahatsız etmese de çok gereksiz olduğunu kabul edebilirim- madem bu kadar güzel yazabiliyordun kadın neden bize Büyü ve Kan’da bunları okuttun, oldu. Bütün seriyi Thomas’ın ağzından okumak nasıl bir görsel şölen olurdu kim bilir.
Alıntı çıkarmaktan kitapta ilerleyemedim bir süre çünkü bir sayfadan üç alıntı çıkardığım oldu. Bildiğiniz nefes alsa yazacak durumdaydım.
Yani anlayacağınız seriye yakışır muhteşem bir final yapmıştı. Sadece Thomas için de değil. Olayların işlenişi, birbirine bağlantısı hayretlere düşürdü. Bunun tarihi olaylarla, mekanlarla ustaca birleştirilmesi olayların içindeymiş hissi yarattı. Audrey Rose ve Thomas ile birlikte Chicago sokaklarında dolaştım.
Seriyi ilerde baştan okumasam bile son kitabı kesinlikle tekrar tekrar okuyabilirim. Seriye bu kadar güzel veda ettiğim için çok mutluyum.
Tavsiyemdir.