Kitap 1939'lu yıllarda geçiyor. Yahudi olan ve henüz yeni evli olan Emma'nın kocasının direniş örgütüne katılmasıyla birlikte Emma anne ve babasının da bulunduğu getto adında bir toplama kampına gidiyor. Bir süre sonra ise direniş örgütü tarafından Emma gettodan kaçırılıyor ve kocasının yengesinin evinde yeni bir kimlikle hayatına devam ediyor. Daha sonra ise nazi kumandanlarından birinin yanında sekreter olarak çalışmaya başlıyor, önceleri direniş için bilgi toplamak amacıyla girdiği bu işte daha sonra kumandanla aralarında bir aşk yaşanıyor. Kitap genel olarak bunu anlatıyor. Anlatım bakımından gayet yalın bir dil kullanılmış fakat olaylar çok hızlı ilerlediği için o duygular yeterince yansıtılmamış.
... küçüklüğümde okuduğum bir kitapta kahramanın geleceği gördüğünü hatırlıyorum. O zaman babama bunun ne büyük bir yetenek olduğunu söylemiştim de bana başını sallamış ve, "Hayatın en güzel yanı kehanette bulunamamaktır," demişti. "Köşenin diğer yanında kimin ya da neyin bulunduğunu bilmemektir yaşama devam etmemizi sağlayan. Bir şeyi değiştirme yeteneğine sahip olmadan geleceği görmek..." Başını iki yana sallamış ve, "Büyük bir lanettir!" demişti.
İnsan derin sularda boğulmamaya çalışırken eline geçen herşeye tutunmak ister ve tutunduğu dalın aslında güçlü akıntıda hiçbir işe yaramayacak bir kamış parçası olduğunu görmezden gelmeye çalışır.