Çanakkale’de doğmak, bir armağan. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi de istihkak.
Sokak kedisi Sarman. Devletkeri. Devlet Çeri. Sergüzaşk.
Hoşça kal İsrafil Rodop
Leyla’nın Kapısı
Kitaplarının yazarı
Hazımların tahta kapısı şimdiye kadar gördüklerim arasında en fukarasıydı.
Meğerki sınıftaki varlığından haberdar bile değilmişim.
O alkışlanan şiiri yazana dek benim için görünmez imiş!
Kapılar sanırım konuşurdu da
En acımasızları ise yüze şamar gibi inenler!
Şefkat dolu bakışlara merhametsizce davranmak, insanlık suçundan sayılmaz mıydı?
Hazım’ın ne kolunda ne omzunda salyangozlar gezintiye çıkmazdı. Burnunu, mendiline silen tertemiz bir çocuktu.
Önlüğü, gözleri ve teni siyahtı da mendili ve dişleri kardan da beyaz!
Makam koltuğundaki son gerçeği ise düşen demir kapının gümbürtüsüydü.
O andan itibaren herkes ve her şey
belirsizleşti. Sarıya çalan yeşil gözleri, mahzundu.
Kaymakamın eli, beylik tabancasına gitti: