onu sevmenin karanlığa aşık olmak gibi hissettireceğini düşündüğünü hatırladı. ama şimdi, onu yıldızlı bir geceye benzetiyordu: kadim karanlığın değişmez, görkemli rehberleri olan takımyıldızlar daima oradaydı.
duygularının ne kadar derin olduğuna emin olmaksızın, onu sevmenin —ürkütücü ve tüketici olmakla birlikte yıldızların çıkmasıyla büsbütün güzel olan— karanlığa aşık olmak gibi hissettireceğini düşünüyordu.
fısıltıyla, “julian,” dedi, sanki azıcık daha yüksek sesli her şey o anın hassasiyetini bozacakmışçasına; “bunu neden yapıyorsun?”
julian’ın kehribar rengi gözleri scarlett’ınkilerle buluştu ve o gözlerdeki bir şey scarlett’ın soluğunu kesiverdi. “cevap gayet açık bence.”