“belirsiz bir geleceğin belirsiz bir yerinde yitilip gidileceği kaygısı içinde, değil yalnız kendisini, ya da eşini dostunu, evindeki hayvanını bile onulmaz bir derde tutulmuş gibi görmeğe alışmıştı.”
“Bakışının donukluğu, kendisine doğru attığım adımı, kendisiyle konuşmak üzere açılan ağzımı, kendisine uzanmak üzere kalkan kolumu dondurdu. Kendimi, nasılsa, tutabildim, tuttum.”