— “Ama onun yerine kadınlar evde, bebek doğurup halı temizliyorlar. Yasal kölelik bu. Ev kadını olmak isteyenler bile yaptıkları işin tamamen yanlış anlaşıldığını görüyor. Erkekler beş çocuklu ortalama bir annenin gün içinde verdiği en büyük kararın tırnaklarını hangi renge boyayacağı olduğunu sanıyor herhalde.”
— “Sorun şu Calvin, nüfusun yarısı harcanıyor. Olay sadece benim işimi bitirmek için ihtiyaç duyduğum malzemelere ulaşamamam değil, kadınların aslında yapmaları gereken şeyi yapmak için gerekli eğitimi alamaması. Hem üniversiteye gitseler bile oralar asla Cambridge gibi yerler olmayacak. Bu da kadınlara ne aynı fırsatların sunulacağı ne de aynı saygının gösterileceği anlamına geliyor. En alttan başlayacak, orada da kalacaklar. Hele maaş konusunda hiç konuşturma beni. Sırf onları kabul etmeyeceği baştan belli bir okula gitmedikleri için.”
— “Ancak Elizabeth ayrılmamıştı, ayrılamazdı, yüksek lisans derecesine ihtiyacı vardı. Bu yüzden Meyers’a ilgi duymadığını açıkça belli etse de gündelik aşağılamalara -dokunuşlara, ahlaksız yorumlara, mevki önerilerine- katlanmıştı.”
— “ (…) Elizabeth öyle bir toplumda yaşadığını hayal ediyordu. Otomatik olarak sekreter zannedilmediği, toplantılarda bulgularını sunduğu her seferinde sesini yüksek sesle bastıran ya da daha kötüsü, bizzat yaptığı işten kendine pay çıkaran adamlardan kendini kollamak zorunda kalmadığı bir yerde. Başını iki yana salladı. Eşitlik konusunda 1952 yılı tam bir hayal kırıklığıydı.”
— “Elizabeth Zott da kin tutardı. Fakat onun kini temel olarak kadınların ‘daha az’ olduğu fikri üzerine kurulu ataerkil topluma mahsustu. Daha az becerikli. Daha az zeki. Daha as yaratıcı. Erkeklerin işe gidip önemli işler yapması -gezegenler keşfetmesi, ürünler geliştirmesi, kanunlar koyması- kadınlarınsa evde oturup çocuk büyütmesi gerektiğine inanan topluma.”