Sen beni daha duyarlı bir insan hâline getirdin, benim bir yanımı sana dönüştürdün; sevgi bunu yapabilir. Biz seninle aynı genleri paylaştık. Biz aynı şarkının iki farklı yorumuyduk, aynı madalyonun iki yüzüydük, ormanda yan yana duran, yer altndan birbirine glikoz sağlayan iki ağaçtık. Biz kardeştik ve bu çok müstesna bir şey. Sen gittin ama beni bu dünyada, ben bir karbon kopyaymışım ve sen de o şeyin aslıymışsın gibi bıraktın. Beni şekillendirdin, izini bıraktın ve bunu sonsuza dek bu dünyada taşımak benim işim, değil mi? Ben senin temsilcinim, burada olsan yapacağın şeyleri benim halletmem gerek.
Acının olayı şu: Acı sadece gücü tanır, acıya neyin sebep olduğunun bir önemi yoktur. Acı tam potansiyeline ulaşana kadar arttıkça artar, bu sırada insan o acıyı çeker ve bunun sebebinin ne olduğu fark etmeksizin bir şekilde hayatta kalmalıdır. Sebep belki köpeğinin ölmesidir. Belki sevgilinin terk edişi. Belki babanın artık aramaması. Ya da kardeşinin ölmesi. Elbette acının, içinde ne derece kök salacağı, orada ne kadar kalacağı, içini ne kadar tarumar edeceği ona neden sebep olduğuna bağlıdır.
Hiçlik içimde gittikçe yayıldı; hiçbir hissi, görünüşü, kokusu, sesi, tadı yoktu. Ben, içinde hiçliği barındıran bir insan kostümü hâline geldim. Halk arasında buna depresyon diyorlar, tedavi edilmesi gerekiyor ve bu yüzden ben de içimde bir şeylerin kıpırdayacağını umarak bir doktora gittim.