Toplumumuzda kimse kara koyun olmak istemez. Bilakis toplumda rahat etmek, kendisini garantiye almak, etliye sütlüye karışmamak ister. O zaman da bu, her şeyi bilmeyeceksin demektir. "Çok bilen çok yanılır," diye bir laf da uydurulmuştur. Oysa hayat hiç de öyle değildir.
Herkesi çıkarlarınızı gözeterek beğenip beğenmediğinizi söylerseniz, edebî metinleri bir ahbap-çavuş ilişkisi içinde değerlendirirseniz, tarih yazımı eleştirisinde evrensel kritik ölçütlerine uymazsanız toplum yerinde sayar.
Türkiye'de kritik yoktur, çünkü bir defa Türkler hâlen kasabalı zihniyeti ve itiyadındalar. "Kimsenin tavuğuna kışt demeyeyim," derler; "Niye şimdi sert eleştireyim? Bakarsın işim düşer," anlayışı hakimdir. Karşındakiler de mevkiine göre seni eleştirmez; geçinir gidersiniz. Ama o zaman da toplum ilerlemez.
Birtakım insanları tetkik etmek, bilmek ve yazmak zorundasınız. Biz henüz Köprülü, İnalcık, Abdülbaki Gölpınarlı gibi portreleri dahi tam olarak anlayıp ortaya koyamadık.
Toplumu sağlamlaştıran hayati şartlar vardır. Paylaşım, adalet... Bu duyguların kazandırılmadığı bir tarih, edebiyat, musiki ve güzel sanat eğitimi olmadan, sırf bilgisayar aleti ve yazılım marifetiyle çağdaş insan yetişmez.
İlber Ortaylı