Sanırım uzun bir aradan sonra tekrardan inceleme paylaşacağım için gereksiz heyecanlandım. Giriş kısmını es geçelim. Kurgusu gayet güzel olsada Dex yayınları çevirisiyle katletmiş kitabı :( Feyre, ormanda pasif, mülayim babası ve iki cadıdan hallice ablasıyla yaşayan, ilk başlarda güçlü kadın profili çizen ana karakterimiz. Kitabın konusu genel olarak şu, yıllar önce periler ve insanlar arasında bir savaş oluyor ve bir duvar ile insanlarla periler dünyası bölünüyor. İnsanların dünyasında tahmin edilebileceği gibi zengin çok zengin, fakir çok fakir. Perilerin dünyası ise 7 Yüce Lord’dan ve onların saraylarından oluşuyor. Tabi kötü kalpli bi kraliçe bozmasını unutmayalım.
Feyre karakterini başta çok sevip hakkında güzel hayaller kurarken, Tamlinle gittikten sonra kaldığı ikilemler beni çıldırttı. Sana git diyor, yemek yiyip öyle kaçayım diyorsun. Ah ahhhh. Tamlin ve Lucien’e gelirsem, arkadaşlarını öldürmüş birine karşı çok çabuk sevecen olmaları beni biraz şaşırtmıştı ama zaten sonradan sebebini anlıyoruz. Lucien’in bir kaç gereksiz atarı dışında karakterleri pek kötü bulmadım. Ama kitabın en büyük eksisi zaman belirtmemesi olmuştu. Bir zaman diyor, zamanı söylemiyor herhalde kendimiz tahmin edeceğiz. He birde Kanada Geyiği olayı var. Bize yepyeni bir harita verilmiş, fantastik distopik bir kitapta Kanada Geyiği diyor. Buna bir süre güldüm cidden.
Yazar duyguları pek işleyememişti, sanırım bu da Dex yayınlarının harikulade çevirisinden kaynaklanıyor olabilir.
Çeviri demişken. Tıpışlamak nedir ya? Her gördüğümde kitabı bir kaç saniyeliğine bırakıp sakinleşmek zorunda kaldım. Tıpışlıya tıpışlıya bitirdim kitabı.
Rhysand karakterini öve öve bitirememişlerdi ama bence o kadar abartılacak bir yönü yok. Yaptıkları bazı şeyler sinir katsayılarımı 500’e çıkardı.
Genel