en kötü şöhretli bahtsızlık bile nihayetinde felsefenin yorulmak bilmeyen cesaretine boyun eğer, tıpkı en inatçı şehrin, bir düşmanın sürekli saldırısına teslim olması gibi.
bazen ruhumda onunkinden de güçlü ateşlerin serbestçe yandığı oluyordu. sanki vahşice arzum, kutsal tutkum, ona karşı duyduğum özlemin şevkiyle onu ayrıldığı yola - ah, sonsuza dek olabilir mi? - dünyaya geri döndürebilirmişim gibi afyon düşlerimin heyecanı içinde ( çünkü bu uyuşturucunun zincirlerini boynuma geçirmiştim ) , gecenin sessizliğinde ya da gündüz vakti küçük vadilerin gözlerden uzak köşelerinde ismini haykırıyordum.