bunlar işte böyle ama hep var olan bu sanat ve yenilenme, ihtiyar kesik gövdenin köklerinden fışkıran bu yeşil dal, bunlar öylesine ince bir ruh ki hüzün çöküyor insanın üstüne sanat yapacağına, çok daha az çabayla hayat yapabileceğini düşündükçe.
ressamın hayatında ölüm belki de en zor şey değil.
ben bu işleri hiç anlamadığımı açıkça söylüyorum ama yıldızları görünce derin düşüncelere dalıyorum, nasıl ki haritalarda ufacık kara noktalarla gösterilen şehirler ve köylere bakınca safça düşlere dalıyorsam ansızın. gökteki ışıklı noktalar niçin fransız haritasındaki noktalardan daha az ulaşılır olsun bizim için, diyorum kendi kendime.
tarascon ya da rouen'e gitmek için trene bindiğimiz gibi ölüme binip bir yıldıza mı gideriz?
bu düşünce süresince gerçek olan bir şey varsa yaşadığım sürece bir yıldıza gidemediğimiz ve öldükten sonra da trene binemediğimizdir.
demek ki doğru ve haklı olarak bu kadar çok eleştirilen bu hayatı fazla önemsemeden olduğu gibi almalı, başka bir hayatta bundan daha iyisini görmek umudunu da kesmemeli.
ve biz her ne kadar ölüme pek yakın değilsek de - hoş bilinmez ama öyle sanıyorum - yine de işin bizi aştığını ve ömrümüzden daha sürekli olduğunu duyarız.