“Öykümüzün nasıl başladığını hicbirimiz bilmiyoruz; sonradan
anlatıyorlar, bilmiş kadar oluyoruz. Anımsamak için tanıklıklara ihtiyaç duyuyoruz; fotoğraflara, sözlere, küçük bir kåğıt parçasına çiziktirilen birkaç kelimeye... Saklayamadıklarımıza, sandığımızın dışında kalanlara...”
“Bir çocuğun içi, sandığımızdan daha karmaşık; sandığınızı açmadan bunu bilemezsiniz. Çocuklar her şeyi yakından görüyorlar; yıllar sonrasını bile... İnsanın, dünyaya hazırlanırken, noksanlarının ve hazırlıksızlıklarının bulanık suyunda çırpınmaktan başka bir şey yapamadığını sanıyoruz. Oysa insan bu çamurda büyüyor ve büyürken tanık olduğu her şeyi vakumlayıp, konsantre hale getirip saklıyor. Hatta bu çamurun içinde kendini yaratıyor; çamurun kendisi oluyor.”
“Ben, sepya fotoğraflara bakarak büyüdüm. Büyümek böyle bir şey olmalı; bir sepyanın içinde yer almak, sonra da renklenerek alakasız bir şeye dönüşmek…”